28.02.2018

İkinci bölüm Bir marangozum. Harika bir marangozum. Herkes yaptığım işi sevdi. En azından şu ana kadar kimse şikayetçi olmadı. Başımı yastığa koyduğumda; “Keşke şu çiviyi daha sağlam çaksaydım, tüh be o dolabı keşke suntadan değil de cevizden yapsaydım, hem daha sağlam olurdu. En azından bir seçenek olarak sunabilirdim…” demedim hiç. Her şeyi enine boyuna ölçüp biçtim, her şeyi müşteriye açık açık söyledim hep. Bir gün, sırtında bir masa, genç bir adam girdi dükkana. Masayı sattığını söyledi. Bir marangoza masa satıyordu… Bir masaya baktım, bir ona… Bu işte kesin bir iş vardı. Bu masayı neden bana satmak istiyor olabilirdi? Aklından zoru …

Okumaya Devam Et

27.02.2018

İp atlamayı severdi. Bir gün pazarda rengarenk bir ip gördü. Babasının verdiği bozuklukları biriktiriyordu. Tezgaha gitti, ipi aldı, tüm parasını saymadan adamın önüne döktü ve uzaklaştı. Eve geldiklerinde, bahçeye gitti ve iple atlamaya başladı. “Bir…” İlk atlaması onu bir yıldıza taşımıştı. Belki de güneşin tam içine… Yanmıyordu mucizevi bir biçimde. “İki…” İşte aya ayak basan en küçük kişi oluvermişti. “Üç…” Bir boşluk… Uzay boşluğu olsa gerek… “Dört…” Başka bir yıldız. Bu kez ışığı pembe olan bir yıldız. “Beş…” Bir gezegen… Bu gezegende de hayat var. O bir kaşif… Başka bir güneş sisteminde bir hayat buldu. Keşke bir kanıt götürebilse… “Altı…” …

Okumaya Devam Et

26.02.2018

Öfkenin zehirli soluğu etrafımı kuşatıyor. Her şeye, herkese kızıyorum. Elimde değil. Bir an bile bırakmıyor beni. Bir an bile oksijen alamıyor hücrelerim. Evrim geçirip öfkeyle beslenmeye başladı bile hücrelerim. Tuzlu sudan tatlı suya geçip boğulmuş bir balık gibi hissederim öfke beni terk ederse. Bunu çok iyi biliyorum ve artık mecburiyetten kendimi öfke ile besliyorum. Öfkeli rüyalar görüyorum geceleri. Gülüşümün her paresi öfkenin oklarıyla donanmış… Kedilere, uçan kuşlara, sineklere; onlara öfkelenmek çok kolay, her şeye her şeye öfkeleniyorum. Bir bebek gülüyor, hatta kahkaha atıyor ve ben başımı başka yere çeviriyorum öfke ve tiksintiden. Televizyona hiç dayanamıyorum. Ya da bazen öfke rezervlerimi …

Okumaya Devam Et

25.02.2018

Sert bir şey istiyordu. O kadar sert olacaktı ki, elmas yanında krema gibi kalacaktı. O kadar sert olacaktı ki, güneş dahi eritemeyecek, hiçbir şartta bir atomu dahi kopmayacaktı. O kadar sert olacaktı ki, bir karadelikten geçerken dahi ayrılmayacak, karadeliğin diğer tarafından atomu atomuna çıkabilecekti. Madem o istiyordu, olacaktı. Bunu istemekle de kalmıyordu. İstediği şey o kadar kolay şekillendirilecekti ki, bir kar yığını, onun yanında zor şekillendirilir kalacaktı. Akışkan bir cam gibi üflenebilecek, bazen de bir granit parçası gibi oyulabilecekti. Hâlden hâle dönüşecekti kısacası. Bir bıçak aldı, yanına gitti ve ona verdi. “Eğer beni öldürürsen o istediğin şey uçup gider ve …

Okumaya Devam Et

24.02.2018

İnsanın içindeki boşluğu doldurmak ne kadar zordur, hepimiz biliriz. Biraz hissedebilmek yeterli bunun için. Hiçbir boşluk tam olarak dolmaz bana kalırsa. Ben kim miyim? Sizi neden mi rahatsız ettim? Ben bir boşlukçuyum. Bir dişçi gibi bizim de bir mesleğimiz var; ama pek bilinmeyiz. Bir okul yoktur bu mesleğe sahip olabilmek için çünkü. Ya da bir kartvizitiniz… Olsa bile sizi ciddiye alacak kimse bulamazsınız. İlk elden yaşadığım deneyimlerden biliyorum bunu. Köpükten bir balonu resmeden bir kartvizit yaptırmıştım. Balon tam patlayacakken ben duruma müdahale ediyor ve onu, balonunuzu kurtarıyordum. Herkesin içinde milyonlarca köpükten balon vardır ve her anda biri patlar. şimdi anlayabildiniz …

Okumaya Devam Et

23.02.2018

İnsanlar onu çok severdi. Herkes… Neden bu kadar sevilirdi, hiç anlam veremezdi. Ne yapsa sevilirdi. Ne yapmasa… Hep sevilirdi. Üzerinde bir yük hissederdi önceleri. Sevilmenin onun yazgısı olduğunu düşünür, buna layık olmaya çalışırdı kendisince. Başkalarının suçlarını üstlenirdi mesela. Bir sürü insanı böylece kurtardığı olmuştu. Hem de en ufak bir zarar görmeden… Bir sürü insan gördü. Kendisinden katbekat iyi olan bir sürü insan… Sevilmeyen, bir şekilde, bir özelliği için hoş görülmeyen… Gerçi onun her şeyi mükemmel falan değildi ama seviliyordu işte. Buna bir türlü anlam verememişti. Nasıl seviyorlardı onu insanlar koşulsuzca? Neden? Yakışıklı sayılmazdı. Normal bir insandı işte. Kadınlarla arası da …

Okumaya Devam Et

22.02.2018

Numaralandırılmış kapılar ve bir tek anahtar… Bilmece buydu. Çözmesi için verilen bilmece… Bu sorunun cevabını verirse her şey, istediği her şey gerçekleşecekti. Sorun, bu anahtarla tüm kapıları açmasını başarıp başaramayacağı idi. Bu bir sorundu; çünkü soru buydu ve çözülemiyordu. Tüm odaların kesişmesi mümkün değildi bu yapıda çünkü dümdüz bir yapısı vardı binanın. Kesişimler, ortak duvarlar yoktu. Odaların arasında kolon ve kirişler vardı. Sorunu çözemeden öleceğini biliyordu. Öyle de oldu. Öldükten sonra çözümün uğraşmamak olduğunu anlamıştı. Ömrünü, çözemeyeceği bir şey için harcamıştı ama bunun için müteşekkirdi.

Okumaya Devam Et

21.02.2018

Hep bir bıçak olurdu elinde. Ve bir de odun parçası… Hep bir şeyler yontardı. Ve hiç anlaşılmazdı yonttuğu şeyin ne olduğu. İnsanlar sorduğunda; “Kütükte olanı…” derdi her zaman. Bir gün, yontmakta olduğu şeye gayri ihtiyari göz attığımda fark ettim. Kendi suretinin birebir aynısını, sadece boyutlarını küçülterek yontmaktaydı. Son yongalarını yontuyordu. Bitmişti işte… Bir saat sonra, kulağının arkasına saplı kütük yontarken kullandığı bıçak olduğu halde, elinde kendisi, öylece uzanmış buldum onu. Ölmüştü…

Okumaya Devam Et

19.02.2018

Davula bir kere vurdu… Tüm kuşlar geldi yanına. Bir kere daha vurdu. Balıklar ve yosunlar da geldi… Bir kere daha… Sürüngenler… Bir daha… Dört ayaklılar… Bir tane daha… Böcekler… Nesli tükenenler… Bakteriler… Mantarlar… Bitkiler… Taşlar… Vurdu, vurdu, vurdu… En nihayetinde, insanları çağıran davulu vurdu… O kadar şeyin bir yere, bir amaca doğru gittiğini göremeyen insanlar, kendi davetiyelerini de işitemediler…

Okumaya Devam Et