30.04.2025

“Sizi değiştiren insanları sevin,” derdi arkadaşımın babası. Bazen bize kitap verirdi, sonra da birlikte haklarında konuşurduk. Oğlu, daima itiraz etmeye hazır; “Sevmek keyfi değildir ki baba,” demişti bir defasında. “Yanlış,” demişti Hasan amca, oolanca güveniyle. “Aşık olmak keyfi değildir. Sevmek, bilinçli bir iştir.” Kitaptaki karakterler kötüyse, yani biz öyle düşünüyorsak, hasan amca hemen onun karakteri değiştirip değiştirmediğini sorgulardı. Ve elbette, değiştirdiği ortaya çıkardı. Yoksa yazar onu oraya neden yerleştirecekti ki, öyle derdi Hasan amca. Oradan taşınırken hasan amcaya onu sevdiğimi söyledim. Elimde yerde bulduğum bir tohum vardı. Ne çıkacağını bilmiyordum. “Seni seviyorum çünkü beni değiştirdin Hasan amca,” dedim o tohumu …

Okumaya Devam Et

29.04.2025

Orada oturmuş meditasyon yapıyordu. Boynunda da sembolü altın bir kolye vardı. Bir burç sembolü olan altın bir kolye ucunu taşıyan, kalın ve altın bir zinciri olan bir kolye. İnsanın gözü takılıyordu ister istemez. Bir anda, koskocaman bir sıcak hava balonundan taşarcasına bir öfke doldu göğsüme. Taşacak bir yeri yoktu burnumdan başka. Ağzım kapalıydı, açarsam bağıracaktım. Hiçbir şey düşünmüyor muydu gerçekten? Gerçekten mi! Yani şimdi o meditasyon yapıyordu ha! Öyle mi! Her şeyi vardı. Buna rağmen, yüzündeki huzur kapanan gözkapaklarının arkasında yanan gözlerinin aç ışığı, hâlâ doymadığını açıkça gösteriyordu. Ağzımı açmadım. Keşke açsaydım… Çünkü onun yerine ellerimdi harekete geçen. Bir elimle …

Okumaya Devam Et

28.04.2025

Daha küçücük bir çocukken, okula başladığım ilk gün annem beni kenara çekmiş ve hayatımın dersini vermişti. “Oğlum, belki bu söylediklerimi anlamak için yaşın küçük ama ben yine de söyleyeceğim. İnsanların sana söyledikleri söylemek istediklerinden farklı olacak. Bu fark bazen çok büyük olacak, bazen de çok küçük. Ama hep önemli olacak. Sen onları çok iyi dinlersen bu farkı anlayabileceksin. Onları çok iyi dinle, olur mu tosunum?” Çok zayıf bir çocuk olsam da annem bana hep “Tosunum” derdi. Hayatım boyunca zayıftım ama annem hayatı boyunca bana hep “Tosunum,” dedi. Önemli bir şeyi şefkatle söylemek istediğinde böyle derdi. O daima şefkatliydi. Evet, o …

Okumaya Devam Et

25.04.2025

İç çekerek yerinden kalktı. İneceği durağa gelmişti, uzanıp düğmeye bastı ve otobüsün durağa ilerlemesini bekledi. Otobüsten inecek ve yürüyecekti. Bir sokak geçecek, muhtemelen kapısının önünde oturan komşusunu selamlayacak ve o sırada çantasını açıp anahtarını çıkaracaktı bir dakikayı harcamak istemeyerek. Komşusuna mecburiyetten selam verdiği, işte bu hareketinden anlaşılacaktı. Dikkatli biri anlayacaktı bunu ama. Komşusu hiç umursamayacaktı. Mutlaka onu lafa tutmaya çalışacaktı. O ise medeni bir şekilde sohbet edecek, ilk fırsatta uzun bir adımla kibarca uzaklaşacaktı evine doğru. Sonra kapıyı açacak, içeri girecek, kilidi sağlama alacak ve derin bir iç geçirecekti yine. Sonra sessizlik… Huzurlu bir sessizlik… İşine dalacaktı sonra. Geceyi uzatmaya …

Okumaya Devam Et

24.04.2025

“Ben de onun gibi hissediyorum,” demişti henüz beş yaşındaki oğlan. “Üzerime doru yürüyorsunuz ve çok büyüksünüz… Ben de kaçmak istiyorum işte.” Sonra durmuş, o incecik, sevimli ve kırılgan sesini bir kerte daha azaltmıştı. “Ama kaçamıyorum.” Kimse ona sebebini bile sormamıştı. Ve çocuk devam etmişti: “Kuş kaçabiliyor. Ama cam açık değil. Açarsak öleceğini bilmiyor. O sadece korkuyor.” Beni görebilselerdi çocuğa gülümser ve neden kaçmadığını sorardım. Yok, neden kaçamadığını. Kaçarsa yaşayamayacağını söyler miydi? Hayır. Onları çok sevdiğini söylerdi, eminim buna. Ne fark eder, ikisi de aynı kapıya çıkardı.

Okumaya Devam Et

22.04.2025

Büyük evleri pek sevmem. Oysa evime neredeyse bir konak denebilir. Epey eski olmasına rağmen kimse öyle dememiş ama bunun sebebi bu evin maliklerinin böyle şeylerle uğraşmayacak kadar kendileriyle dolu olması. Diğer insanların bu evi nasıl adlandıracaklarıyla ilgileneceklerine burayı çok daha yaşanılır, daha samimi bir yer hâline getirmeyi mesele etmişler kendilerine. Öyle kullanışsız, sadece antika oluşlarıyla ilgi çekebilecek eşyalar yok burada. Evet, eşyalar antika. Oymalarla bezeli her biri; ama sağlam ve kullanışlılar. Ben de bu insanların soyundan gelmiş olmanın dışında hiçbir bedel ödemedim bu eve sahip olabilmek için. Bu da bir bedel sayılmaz. Böyle büyük bir evin tek varisi olarak kalmak …

Okumaya Devam Et

21.04.2025

Denize adım attığımda ayaklarımda hiçbir şey yoktu. Küçük kaya parçalarından kopmuş, epey büyük çakıl taşı parçaları diyebileceğim taşlar tabanlarımı ağrıtıyorlardı. Acıtmıyorlardı, acı kadar acil bir şey değildi bu, ağrıydı. Hani kas ve kemikleri rahatsız etmekle yetinip kan çıkartmayan ve yanık olmayan türden… Burnumdan derin bir nefes aldım. Deniz tüm ciddiyetini takınmıştı yine. Bunu kokusundan anlıyordum, nasıl olduğunu sormayın. Hoş deniz çoğu zaman ciddiydi. Bazen, çok nadiren muzipliğini takındığı oluyordu gerçi. Mayomun üzerindeki giysilerimi sıyırıp denize adım atmadan birkaç dakika önce bir barın yanından geçerken ona rastlamıştım. Tek başına içiyordu. Votka, sek votka… İçkiye epey dayanıklı olsa da burası Rusya değildi, …

Okumaya Devam Et

17.04.2025

Kimse yorulduğunu anlamaz onun. Mutsuzluğunu… Hasta olduğunu… Anlamazlar neden kızdığını. Neye kızmışsa saçma sapandır o kadar, varsa yoksa budur ezberledikleri. O güçsüzse gerçekten öyle olduğundan değil bilerek yaptığındandır. Hasta olmaya hakkı yoktur. Kesin gizli bir hesabı vardır, gerçekten hasta olması dışında her şey olabilir. Onun fikirleri üzerinde düşünülmüş şeyler de olamaz. Ne münasebet! Bir şeye kırıldığında naz yapmış sayılır, öyle hissettirilmez, basbayağı, üstüne bbasa basa dillendirilir. Tüm bunlar karşısında yapabileceği tek şey, uzaklaşmak, yalnız kalmaktır.

Okumaya Devam Et

14.04.2025

İnsan ne zaman çok sevdiği birisinden uzaklaşır? Ya da neden? Artık onu sevmediğinden mi? Yok… Bu kadar basit değildir, hayat hiç böyle zannedildiği kadar kolay olmamıştır. İstisnalarla dolu bir kaostur hayat. Formüller ve kuramlar sadece süstür. Görünen kısmıdır. Formalitedir. Bunları düşünüp kendimce bir sürü aforizma üretirken yürümekteydim. İsabetli-isabetsiz aforizmalar üretmemin sebebi kaybolmamdı. Hayatın anlamını kaybetmiş, el yordamıyla bulmaya çalışıyordum. Belki hayata bir anlam bulmak gereksizdi ama kendimi kapıda kalmış, anahtar arayan, o anahtarı bulup içeri girmezsem soğuktan donup ölecek bir kaybeden gibi hissediyordum. Bir şey bulmalıydım, herhangi bir şey… Uzun bir yürüyüşten geri, evime dönüyordum. Elimi cebime attım. Anahtarım oradaydı. …

Okumaya Devam Et

07.04.2025

Yatağından kalktı. Adımları arasında bir sürü kavga edilmesi mümkün aralıklarla mutfağa doğru yürüdü. Oysa o kimseyle bir alacak verecek işine girişmeye zahmet etmemişti şu ana kadar. Yine de adımları arasındaki zamanı kavgalarla ölçmek isteyeceği tutmuştu sebepsizce. Temiz mutfak tezgâhında duran kirli cezveyi güzelce yıkadıktan sonra kendisine zifir gibi bir kahve yaptı. Soğutmadan içmeyecekti ve içerken mutlu olmayacaktı. Kafein ihtiyacının karşılanmasından ötürü rahatlamayacaktı bile. Sadece zifir gibi koca bir fincan kahve içmiş olacaktı. Kahveyi fincanı içinde tezgâhta bırakarak yatağına geri döndü. Adımları bu defa daha hızlıydı. Uzandı ve uykuya daldı. O uyurken kahve soğuyacaktı. Peki insanlar barışabilecekler miydi? Uyandı. Mutfağa zamansız …

Okumaya Devam Et