28.02.2019

Bazen ölü gibi, bir heykel gibi hareketsizleşirdi. Sanki bu dünyadaki, hayır; bu evrendeki her şeyi izlerdi o zamanlar. Kendisi dahil her şeyi… Kendisini dahi izliyorsa, o zamanlar kim oluyor, nereye, nasıl gidiyordu? İşte en çok merak ettiği şey de buydu. Bu zamanlar bir şeyin nedeni ya da sonucu olmaktan ziyade, rastgeleydi sanki. Ya da çok daha başka bir sebebi vardı bunun, öncesinde yahut sonrasında olan olaylar dışında. Mesela, annesini ya da eşini öpüp “İyi geceler,” dedikten hemen sonra da olabiliyordu, bir kavgadan sonra da. Ya da bir kuyrukta beklerken veya birisine bir sorununu anlattıktan sonra da. Sadece, eğer bu olay …

Okumaya Devam Et

27.02.2019

“Oku…” demişti hocam. Okumuştum ben de… Sonra, yani okurken; okumakta olduğum ve okuyacağım şeyleri yorumlarken kullanmam gereken; ya da kullanırsam yararlanacağımı düşündüğü bakış açılarından söz etmiş, bazı talimatlar vermişti. Düşünmemi sağlamaya çalışmıştı son gücüyle. Kimi zaman birlikte düşünmüştük. Bazense, yollarımız ayrılmıştı düşüncenin dehlizlerinde. Bir mumla, beni kendi yoluma uğurlamıştı keşfetmem için. Kendi mumunu alıp kendisi de başka yerlere gitmişti. Ardından yollarımızı anlatmıştık birbirimize. Sonra ölmüştü hocam… Ölmeden önce son emri, “Yaz…” olmuştu.

Okumaya Devam Et

26.02.2019

“Merhaba,” demiştim size. Duyamadınız değil mi sesimi? Tabii duyamazsınız; çünkü bir sesim bile yok benim. … Ama şimdi duyabilirsiniz. Yazdıklarımı okuyabilirsiniz. Çünkü artık bir sesim ve ellerim var. Epey hareketli ve çeşitli organları bulunan bir bedenim var… Daha önce yoktu. Eskiden, küçük bir kurttum sadece. Etli, siyah bir bedenim, küçücük bir uzantım bulunuyordu beyaz renkli ve derimden daha sert ve sivri olan. Oysa şimdi hem bir kurdum; hem de bir insanım. Ben gidersem hiçbir şey yapamayacak olan bir insan bedenini mesken edindim kendime. Aslında bu meskeni inşa ettim desem daha doğru olur. Tek farkla ki, üst üste koyarak değil de; …

Okumaya Devam Et

25.02.2019

Salıncakta sallanmanın tuhaf bir tür bilgelikle bağlantılandığımız anlardan olduğunu düşünürüm. Bu vesileyle hayatın akışını düşünebilir insan. Bir ileri, bir geri… İleri gidemezsen geri gidemezsin çünkü. Ayaklarından güç alıp başlarsın sallanmaya. Önce yavaş yavaş… Ve her ileri geri salınışında ayaklarınla, gövdenle, hızlanmaya çalışırsın. Hızlanırsın da… Bazen de yavaşlamak istersin. Bırakırsın kendini. Birden değil de yavaş yavaş yavaşlarsın… Sonra aniden tekrar hızlanmak istersin. Başının dönüşü geçmiştir; ya da sebepsizce, daha doğrusu senin anlamlandıramadığın bir sebeple hızlanmak istersin işte. Ya birisinden ya da ayaklarını yere sallandırıp onlardan destek alarak başlarsın hızlanmaya. Ya da… Gövden ve havada sallanan ayaklarınla, yavaş yavaş, santim santim hızlanırsın… …

Okumaya Devam Et

24.02.2019

Ondan nefret etsem de kokusunu çok seviyordum ve böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştım. Acaba daha önce sevdiğim birisinin ya da bir şeyin kokusuna mı benzetmiştim? Tam olarak anımsamıyordum. Ondan niye nefret ediyordum? Bir kere beni dinlemiyordu. Ben merkezciydi. Kaç defa ağlarken kendisinden bahsetmişti. Evet, sık ağlayan birisiydim; ama dakikada bir ağlamıyordum ya. Günde iki kere bile ağlamıyordum. Her gün bile ağlamıyordum yahu! Yine de o, ben ağlarken; kendisiyle ilgili herhangi bir şeyden bahsedebiliyordu işte. Diğer bir sıkıntısı, fazla titiz oluşuydu. Daha doğrusu, her şeyin onun istediği gibi düzenlenmesini ya da dağınık bırakılmasını istiyordu. Bunun için titizlikle uğraşıyor, inatla eşyaların yerlerini …

Okumaya Devam Et

23.02.2019

Soğukta tek başına olmak nasıl bir şeydir, hiç yaşamadım ben. O yalnızlığın tadına hiç bakmadım ve baktıktan sonra tükürmenin imkansız olduğu bir durumda kalmadım. Bazen olur bu. Bazen bir çocuk gibi basitçe yediğinizi tüküremezsiniz. Etrafınızda insan vardır, yediğiniz, midenize girebilecek tek şeydir ve ölmektense o kötü tat bile daha iyidir. Oysa beğenmediğiniz bir şeyi tükürmek kadar kolay olmalıydı üşüdüğünüzde herhangi bir kapıdan içeriye girebilmek.

Okumaya Devam Et

22.02.2019

Koridor dardı. o ince yapılıydı; ama dar geliyordu ona. Gide gele bıkmıştı. İşte… Uçları demirle dayanıklı hâle getirilmesine rağmen ayak izleriyle aşınmış merdivenler… Sıra onlardaydı. Sonra mozaik taşlarıyla döşeli, ince bir patika ve o küçük çukur. Bu çukura ruhlarını kurban vermek için geliyordu insanlar. O da onları almak için… Eh, bir şeyi veren varsa alan da olmalıydı. Sanıyor musunuz ki bu onun için kolaydı?

Okumaya Devam Et

21.02.2019

Kim bilir hangi olay zinciri böyle bir yaşamı seçmeye doğru yöneltmişti? İnsanları sevmediğini, yalnız kalmak istediğini… düşünmüyordum. Bu klişe olurdu ve o sıradan bir insan değildi. En fazla bıkkın olma olasılığı vardı o kadar; ama bu yararlı bir şeyler görmemekten dolayı oluşan bir tür bıkkınlık olabilirdi. O da bundan sıyrılıp; gerçekten yararlı bir şey yapmak istemişti ve kendisini orada, sahiplendiği, ailesi olarak seçtiği dostlarıyla birlikte bir arazide bulmuştu. Şehirden de kopmamıştı. Ne de teknolojiden ve işinden. Diğer ailesinden… Kopmamıştı; ama seçmemişti de. Seçtiği ve bağlı kaldığı şeyler farklı olmasına rağmen elmayla armudu karıştırmamıştı midesinde bile. Dikkatimi çeken içindeki şefkatti. Gerisi …

Okumaya Devam Et

20.02.2019

Bir reçinenin kıvamındaydı ama kuruduğunda reçine kadar katılaşmazdı ondan akan öz. Sanki ormanın, yabanıllığın, huzurun özü oydu da; kendisini diğer bitkilere dağıtmak zorunda kalmıştı. Bundan rahatsızlık duyduğu için değil, cömertlikle yapmıştı bunu. Yine de; “Bakalım beni doğru düzgün yansıtabilecek misiniz,” diye yoklamak için bitkilerin arasında ve arkasında durmuştu kendisini gösterişsizlikle kamufle ederek. Öyle sanıyorum ki, ancak koklamasını bilen biri onu görebilirdi.

Okumaya Devam Et

19.02.2019

Kaç yaşında olduğumu bilmiyorum ama şu milat denilen şeyden önce olduğu kesin. Sert bir şeyle kaplanmış olmasam bu kadar uzun süre boyunca tek parça kalamazdım. Nasıl kalacaktım ki, bir fiskede kırılabilen bir şeydim ben. İnce bir dal. “Çöp” denilenlerden hani. Ama… Sıradan bir çöp değil, tarihsel bir çöptüm. Şu Ezop’un şahit olduğu yaşlı adamın oğullarına göstermek için, kırılmasınlar diye bağladığı çöplerdendim. Kırılmayan… Keşke kırılsaydım. Sonra daha dayanıklı olmayı öğrenirdim belki de… Şimdi sert bir malzemeyle kaplı, kırılgan ama dayanıklı bir şey oldum. O sert şeye bir zarar gelse, dayanıklı olmayı bilmediğim için üfleseler dağılırım. Oysa yıllarca o bağlı olduğum çöplere, …

Okumaya Devam Et