29.11.2019

Otobüsle mi; yoksa uçakla mı gideceğine bir türlü karar veremiyordu. Bir an önce gitmek istediği bir gerçekti ama uçak yolculuklarından pek hoşlanmazdı. Korktuğundan değildi. Yolla bağını en aza indirgiyordu uçaklar. O böyle düşünüyordu. Oysa otobüste gittiği her kilometreyi iliklerinde hissederdi insan. O kredi kartıyla ödeme yapmaktan da hoşlanmazdı aynı nedenle. Nakit parayı her zaman tercih ederdi. Ama kitabı elektronik kitaba tercih etmezdi. Önemli olan okuyor olmaktı ona göre. Otobüse e-kitap okuyucusunu da götürecekti. Zaten üç şey götürecekti kendisiyle. üç-beş kat kıyafetinin ve tuvalet malzemelerinin bulunduğu bir sırt çantası, içinde e-kitap okuyucusunu da barındıran bir kol çantası ve telefonu… Hayatını baştan …

Okumaya Devam Et

27.11.2019

Yaşlı bir çocuk olmaz değil mi? İki kelime kendi içinde bir paradoksu barındırıyor ne de olsa. Yine de o yaşlı bir çocuktu. Yaklaşık dört yaşında olmasına rağmen sanki tanrının kızıydı. Ya da tanrıçanın… Muhtemelen ikisinin… İsa peygamber bakire bir anneden doğmuşsa bu kız da kendisini doğurmuştu adeta. Annesini görmesem inanabilirdim buna. Dişsiz bir bebekken bile konuşabiliyordu, inanabiliyor musunuz! Elime doğmuş olmasa ben inanmazdım. Bazen otizmli bir çocuğun yaptığı gibi hiçbir şeyle ve hiç kimseyle ilgilenmese de; bu otizmde olduğu gibi kontrolsüz bir şey değildi. Güzel bir kız değildi ama çirkin de değildi. Düzdü. Yani karakteristik de değildi. Sıfatlar üstüydü sanki. …

Okumaya Devam Et

25.11.2019

Soğuk bir makinede çarpıyordu. Yaşamaya çalışıyordu ama ne bir şey pompalayabiliyordu ne de ısınabiliyordu. Zaten eğer sıcak kanı pompalayabilseydi ısınabilecekti. İşini yapamadığı için üşüyordu. Ne oluyordu? En son yaşadıklarını hatırlamaya çalıştı. Bir çocuğun isteği üzerine bir yere gitmişti. Çocuğu tanımıyordu; ama sokakta yaşayan bir çocuk olmalıydı. Üstü başı perişandı ve kokuyordu çünkü. Çocuk ona “Bir kediyi kurtarmak ister misin?” diye sormuştu. O da tabii ki onaylamıştı. Neden istemesindi ki? Bunun üzerine çocuk onu önüne katmış ve kendisinin aksine tertemiz bir yere götürmüştü. Onu derken; bir parçası olduğu kadını… Ameliyathane gibi bir yerdi burası. Çocuktan başka kimse yoktu. Ve masada yatan …

Okumaya Devam Et

24.11.2019

Yıllar önce, ilk karşılaştığımızda ne kadar şaşkın olduğunu düşünmemin sebebi onu küçümsemiş olmak değildi. Kendi şaşkınlığımın bir benzerini görmüştüm sadece. Bir yere ilk gittiğimde oluşan o her şeyin oturmuşluğundan dolayı olan sakinlikteki halim bana tuhaf gelirdi hep. Kendi oluşturduğum çıkıntıdan rahatsız olurdum. İnsanların da öyle olduğunu düşünürdüm. Oturmuş şeyleri görmenin şaşkınlığı da cabası… Biraz zaman geçtiğinde benim de oraya oturacağımı ve çıkıntının artık olmayacağını bilirdim ama yine de böyle bir yere nasıl oturabileceğimi bir türlü kestiremezdim. “Böyle bir yer” dediğim yer, belli bir zaman sonra, ‘bizim orası’ olacaktı, hep olurdu, bilirdim… Yine de hep diğer oturmuşlarla aramda bir kot farkı …

Okumaya Devam Et

22.11.2019

Onu ilk gördüğümde koşuyordu. Görür gibi olduğumda desem daha doğru olacak aslında. Ölüm kalım meselesi gibi görünen bir meselesi olmalıydı. Öyle bir koşuşu vardı ki, kasları kesinlikle ona bu koşuyu ağır ödetecekti. Koşarken yanımdan geçtiğinde o boğuk inlemesini de işitebildiğime göre son anlarını yaşıyordu bayılmadan önce. Yine de o koşmaya devam etmek zorunda hissediyordu kendisini. Nitekim yüz metre sonra düştüğünü görmüştüm. Durumuna bakmak için ona doğru koştuğumda hala inlemekte olduğunu işittim. Sesi hafifti. Ölmek üzere olan bir köpeğin inlemesini andırıyordu. Ölmek üzere olan bir köpeğin son anlarına şahit olan biri olarak söyleyebiliyorum. Yerden kaldırmak gereksiz ve zalimce olacağından, kapağı açılmamış …

Okumaya Devam Et

20.11.2019

Küçük çocuk evinin arka bahçesinin kapısını kapattı. Kapı gıcırdıyordu. Salıncak gıcırtısına benzetirdi bu sesi ve tıpkı salıncağa bindiğinde oluşan coşku gibi, saliselik bir coşku kıvılcımı gelirdi yüreğinin ortasına. Tüm kıvılcımlar gibi salise geçtikten sonra, ya söner; ya da ateşi başlatırdı. Bahçesinde bir köpek kulübesinden bozma, oyuncak bir evi vardı arkadaşından kalma. Arkadaşı gitmişti. Memleketine… Adana’ya…. Orada olduğu zaman bile hep çok özlemişti Adana’yı. Hatta bu kulübenin kapısına bir posta kutusu yapmış, üzerine de “Adana” yazmıştı süslü bir yazıyla. O da; en yakın arkadaşının kulübesini kendi bahçesine taşımış, küçük Adana’ya sahip çıkmıştı. Ona badana bile yapmış, babasıyla dayısının ortaklaşa kestiği dananın …

Okumaya Devam Et

16.11.2019

İçim öylesine karanlık ki! İnsanlardan nefret ediyorum. Kendimden nefret ediyorum çünkü. Karanlığımın tek sorumlusu kendimken diğerlerini sorumlu tutacak kadar aptalım. Ha bir de tembelim. Aslında o kadar tembelim ki, sadece kendimi sorumlu tutuyorum. Oysa ikisinin ortasında bir şeyler düşünecek kadar karmaşık şeylere zihnimi yoramayacak denli üşengeç ve hımbılım. Ya kendimi ya da başkalarını sorumlu tutabiliyorum ancak. O kadar doğrudan çalışabilen; beceriksiz olduğuna inanmayı seçen, tembel, tembel, tembel bir zihnim var ki! Bir işim bile yok! Düşünebiliyor musunuz! Yani evet, son derece zengin olduğum söylenebilir. Bir bankada kilitli bir kasam bile var. Şu kiralık olanlardan, çift kilit bulunduranlardan hani. Her gün …

Okumaya Devam Et