30.11.2017

Yay olmazsa keman, keman olmazsa yay müzik yapmaz. Garip bir kadının çaldığı keman sesiyle açmıştı gözünü dünyaya. Annesi huzursuz olmasın diye çalıyordu kemanı kadın. O ise, ayaklandığında yalpalaya yalpalaya, annesinin memesine değil de kemana doğru yürümüştü. O harikulade sesin karnını doyurmak, canına can katmak için olduğunu sanmış olmalıydı. Bunu anlayan kadın, hayatının her anında keman çalmıştı ona. Kadının kendisi farklı mıydı sanki? o da kemanla açmıştı gözünü dünyaya ve o da kemana doğru koşardı koşabilseydi tay gibi. İlginçtir, sanki kuyruk tellerinde müziği işlemişti. Onun kuyruk tüylerinden yapılan yaylar bambaşka bir ses veriyordu kemana. Belki inanması güç ama; reçine bile istemiyordu. …

Okumaya Devam Et

29.11.2017

Uğur böceklerini çok severdi. Avuçlarında dolaşırken bir sinek kadar nazik ama bir sineğin hiç olmayacağı kadar sessizdiler. Çocukken kaza eseri fark etmişti, uğur böcekleri ezildiklerinde harika kokuyordu. O zamanlar yanlış bir şey olduğunu anlayacak kadar empati kuramadığından nerede bir uğur böceği bulsa, ezmiş ve koklamıştı. Büyüdüğünde çok pişman olmuştu ama o kokuyu hep özlemişti. Hep özleyecekti. O gün de bir uğur böceği, etrafında hiç yeşillik olmasa da; elinin üzerine konuvermişti. Yaprak bitleriyle beslenen bu hayvan beton yığınında ne yapmaktaydı acaba? İlk önce bunu merak etmişti. Yaprak bitleriyle beslendiklerini nereden bildiğini bilmiyordu; ama çam balının da böyle olduğunu okumuş ve uğur …

Okumaya Devam Et

28.11.2017

Dükkanına girdiğinde, içi öyle bir huzurla doluyordu ki, başka hiçbir şey bu tür bir huzur verememişti ona. Hayatındaki hiçbir şey… Bu dükkanı açmayı kim bilir kaç yaşından beri hayal etmişti. Dekorunu bile o kadar çok düşünmüştü ki, dükkanın kurdelesini keserken niye böyle bir şey yapmış olduğuna hayret etmişti. İki kolu arasında kurdeleyi gerip merasimle nasıl kesmeye gerek yoksa dükkanı için de böyle bir şeye gerek yoktu. O onundu zaten. Yeni bir şey değildi ki… İşte o kadar önemliydi onun gözünde bu dükkan. Hatta laf aramızda, bir şişme yatağı dükkanın aşağısına koymuştu ve çoğunlukla orada kalmaktaydı. Evini kiraya vermeyi kaç kere …

Okumaya Devam Et

27.11.2017

Bir çalı süpürgesiyle tüm gün boyunca ortalığı süpürürdü. Süpürgenin o karakteristik sesi… O ses için, o sesi daima duymak için her şeyden feragat edebilirdi. Ediyordu da… Aklından, sağlığından, normalliğinden… Süpürgenin sesi ona uçtuğunda rüzgarın çıkarttığı sesi çağrıştırırdı. Süpürgeyle uçtuğunu hayal eder, bir sürü gidecek yer bulup süpürgenin çıkardığı ses eşliğinde hayallediği yerleri canlandırırdı zihninde. Bazen çocuklara anlatırdı fondaki süpürge sesiyle. Neler kurmazdı ki! Türlü şekil ve kılığa girmekte özgür cinlerin cirit attığı, ejderhaların birbirlerine alev fırlatıp bu alevlerle top oynadıkları, şeytanların birbirlerine benzer ruhları sıralayarak okey oynadıkları, cücelerin prensesle kutu kutu pense oynadıkları, kurşun askerlerin kurşun diye kendilerini birbirlerine attıkları, …

Okumaya Devam Et

26.11.2017

Vedalaşmak üzereydi. İşiyle, eviyle, arkadaşlarıyla, sokakta karşılaşıp selamlaştığı insanlarla, kavga ettikleriyle, görmezden geldikleriyle… Başka bir yere gidecekti. Emekli olmuş, tazminatını almıştı. Herhangi ayrılmaz bir bağı da yoktu. Sadece bir kuşu… Bir Jako papağanı vardı, yalnızca beş kelime konuşabilen. “Özgür, gel, al, evet, hayır.” Papağanın adı Özgür’dü. Bu kelimeler dışında bazı taklitler yapabiliyordu. Kapı zili, siren, alkış, klavye tıkırtısı… Oradan giderken papağanını özgür bırakmayı planlamıştı; ama sonradan içi bir türlü elvermedi. Böylece, bir sırt çantası ve omzundaki papağanla yola çıktı. Nereye gideceğini bilmiyordu ama bir köye ya da bir sahile gitmek istemediği kesindi. o da bir yerlerden bir karavan bulup öylece …

Okumaya Devam Et

25.11.2017

Bir anahtar… Kapının altından bir zarfın içinde bir anahtar itilmişti. Bir de yazı vardı zarfın içinde. Bu anahtarın her kapıyı, kilitli her şeyi açacağını iddia eden… Küçücük bir kumbara kilidinden bir banka kasasının kapısına kadar her yeri açıyordu yazıya göre. Kumbarada değil de; bitpazarından aldığı çok eski, kilitli bir defterin kilidini açabildi. Ardından hep kilitli olan restore edilmeye başlanıp sonra öylece bırakılmış bir camiin kapısını açmayı denedi ve onda da başarılı oldu. Gerçekten de yazılanlar doğruydu. o ana kadar denediği her şeyi açabilmişti. Tamam da; neden ona böyle bir zarf gelmişti? Neden başkasına değil de ona Bir hırsız değildi ki …

Okumaya Devam Et

24.11.2017

Bir tek öğrencisi olmayan bir öğretmen olmak… Tahmin edeceğiniz gibi, hiç de çekici değildi. Bir köyde yapılmamış bir okula gönderilmişti. Zaten köy sekiz haneden oluşuyordu ve bu sekiz hane yaşlılardan ibaretti. Değil çocuk, orta yaşlı biri dahi yoktu. Ne olmuşsa olmuş, emekliliğine iki yıl kalan öğretmen buraya sürülmüştü. Köyde terk edilmiş bir ev vardı. O da oraya yerleşmişti. Okul da kendi evinin bir odası olurdu olmasına da öğrenciyi nereden bulacaktı? En azından, oraya ilk adım atışında bunları düşünmüştü. Sonra tekrar düşündü. Kendisi de emekli olmadan yetmişlik muamelesi görmemiş miydi? gerçi yine de sürgün edilmişti ama kendi kaşınmıştı bu yaşta. İnsanlar …

Okumaya Devam Et

23.11.2017

O masalı dinlediğinde okula yeni başlamıştı. Babası, okula giderlerken anlatmıştı. Anlatmıştı anlatmasına da ne yaparsa yapsın sonunu anımsamıyordu. Masalda anımsadığı çok az şey vardı zaten ama o masalı dinledikten sonra hayatının değiştiği muhakkaktı. Bilinç dışında bir yerlerde hayatı kökten bir şekilde değişmişti. Sonraları babasına çok sormuştu ama hatırlamıyordu adam koskoca masalı. Üstelik belirli, hatırlanması kolay bir zamanda anlatmış olmasına rağmen. Hatta bir ara anlattığına pişman olduğundan mı hatırlamıyormuş gibi yaptığını bile düşünmüştü. Sonuçta bu kadar olağan dışı bir masal herkese anlatılmamalıydı. Hayatımızda nadiren karşılaştığımız büyülü şeylerden biriydi. Hatta bu sanısını o kadar çok ciddiye almıştı ki, kanser olan babasının son …

Okumaya Devam Et

22.11.2017

Çalmak onun için bir tutkuydu. Bir şeyler çalmanın heyecanını, hayatındaki hiçbir şeye benzetemezdi. Bunun sebebini hiçbir zaman anlayamamıştı ama durum buydu işte. Çalınan şeyin büyüklüğü teoride önemli değildi. Her defasında aynı dozdaydı heyecanı ama pratik olarak aç kalmamalıydı tabii. Bir şeyi çaldığında ilk duygusu, sahip olmanın getirdiği mutluluktu. İkincisi de çaldığı insanın, tanısa da tanımasa da değişmezdi, çekeceği yoksunluğun hayali… Gaddar biri olmamıştı hiç ama bu durum onu mutlu ederdi. O yoksunluk… Onun hayali… Tatmin ederdi onu. Hatta bazen yakın arkadaşlarının çok değer verdiği bir şeyi aşırır ve onlar hakkında, onların yokluğu hakkında günlerce yakınmalarını dinlerdi. İşte o zaman çok …

Okumaya Devam Et

21.11.2017

Bir tezgahta oturmaktaydı. Önünde bir sürü küçük kağıt dolu bir kutu duruyordu. Bir sürü insan… Bir sürü ağızdan çıkan bir sürü ses dalgası… Gümbür gümbür… En önemlisi bir sürü hareket… Sanki üstüne üstüne geliyordu herkes. Bereket, çakırkeyifti. Arkasında duran sağ olsun. Eğer öyle olmasaydı korkudan, kalp krizinden giderdi. Tam göremediği insanlar gelir, beklerlerdi bir kâğıt çekmesini. Çoğu da kafasının iyi olduğunu bilmezdi. Onlar için o sevimli ve yumuşak bir şeydi o kadar. Arada sırtını şöyle bir sıvazlar, başını okşarlardı ama. Neye göre kâğıt çekerdi peki? Bilmezdi bunu doğrusu. İnsanları, ihtiyaçlarına ve kafasının ne kadar, hangi safhada iyi olduğuna bağlı olarak …

Okumaya Devam Et