Küçük bir çocuktu. O zamanlarda bile kendisini görünmez hissediyor, göründüğü, yani görünebilir hissettiği zamanlarda bile görünmezliğin hasretini çekiyordu. Kimse tarafından görünmemek güzeldi. Bir tek kendine hesap verebiliyordun ve hiçbir parazit olmuyordu etrafta. Seni yanlış yönlendirecek hiç kimse… Ona göre, toplumun kılavuzluğu kadar yanıltacak hiçbir şey yoktu insanı. Bunun farkındaydı. O parazitler de toplumun kılavuzluğunca aşılanmış, o virüs tarafından işgal edilmiş insanlardı. Yine de toplum olmasa hiçbir şeyin de olmayacağını biliyordu. Bir toplumun içinde var olabilmesi, görünmesi gerekiyordu. Yeni bir yıla beslenen umudun saçmalığına inansa bile herkese, yani ona söyleyen herkese “İyi yıllar,” diyordu sözgelimi. Ya da doğum gününün kutlanması onu …
Ay: Aralık 2018
30.12.2018
Bisikletini sürerken sol elinde telefonunu tutuyordu. Beklediği bir insandan, beklemediği bir mesaj gelmişti çünkü. Yani normalde bisiklet sürerken telefon kullanmayı sevmezdi. Kurallara aykırı olduğu için değil, rüzgarla, özgürlük hissiyle arasına kimsenin ya da hiçbir şeyin girmesini istemediğindendi. Ona mesaj gönderen kişiden tam on yedi yıl haber almamıştı. Tam on yedi yıl beklemişti. Beklemekle kalmamıştı ama gelmek ya da bulunmak istemeyen birisini aramak boşunaydı. Bunu iyi bilirdi. Kendisi de bulunmaya çalışılan ama sadece daraltılan kişi olmuştu birkaç kez. Onun için bunun ne kadar bunaltan ve üzerine giden şahıstan iyice soğutan bir şey olduğunu biliyordu. Sonunda yazmıştı ama. Her şeyi unutamasa da …
29.12.2018
Kitapları yakmak bana her zaman zevk vermiştir. Bedelsizce çoğaltıldığı sanılan, bir sürü ağacın yok olmasına mal olan kitapları… Hoş, benim çözümüm zerrece doğru değil; ama… Kitap kadar sevilen bir şeyin, sevilmesi gereken bir şeyin, ağaçları yok ederek oluşturulması… Haksızlık… Büyük balık küçük balığı yer, hareketli canlı, hareketsizi keser… Böyle gider bu… Neden? Neden böyle gider? Bir sürü farklı çözüm varken; neden ağaçlar kadar kadim canlılar yok olur bu uğurda? Yakmak doğru değil, evet biliyorum ama ne doğru ki? Bir paradoks oluşmuyor mu yaşadığımız her saniyede? Mis gibi koktuğunu söyler insanlar kitapların. Bana göreyse leş kokarlar. Duman da öyle… Ateş de …
28.12.2018
Sevgisiz bir insan olarak doğduğunu düşünürdü. Acı çekerdi bunun için; ama sevgiye olan hasreti dinmezdi. Dinmeyecekti… Kimin dinmişti ki? Kim sevgiye doymuştu ve kim bunun için acı çekmemişti ki? Oysa o, hepimizin olduğu gibi, kendisinin farklı olduğunu düşünüyordu.
27.12.2018
Onu asla affetmeyeceklerdi. İnci tesbihi teker teker kibritle çatlatmıştı. Ne için? İncilerin gerçek olup olmadığını görmek için… Bu saçmalıktan başka neydi? Ona kim inanıp hak verirdi? Yüzlerce dolarlık mücevheri mahvetmişti. Hem de geriye bir tane bile kalmamıştı. Bir tane bile! Adamın biri söylemişti. Başka bir deyişle tohumu o takıntılı, aptal kafasına atıp sonra da gitmişti. İncilerin gerçek olup olmadığını anlamak için yanan bir kibridin ucunu inciye değdiriyordun. Eğer çatladığında katman katman görünürse, işte o zaman gerçek olduğu kanıtlanıverirdi. Ama inciye olan olurdu tabii. Üstelik yarın genel provaydı ve provada inci tesbih kullanılacaktı. Premierde ve sonraki oyunlarda da… Ah! Ne yapmıştı! …
26.12.2018
Elime bir çift yumurta geçmişti. Üç gün boyunca göğüs iç cebime koymam yeterliydi kuluçka için. Gece-gündüz… Sonra o yaratıklar çıkacaktı, büyüyecekler ve yumurtlayacaklardı. Bana bu yumurtaları veren, oldukça fazla yumurtladıklarını söylemişti. Benim görevim bu yaratıkları çoğaltmaktı. Bir tek yumurta bile boşa gitmemeliydi, öyle söylemişti… Yaratıklar aynı anda çıktılar küçücük yumurtalarından. Sis gibiydiler, şekilsizdiler. Hangisinin erkek hangisinin dişi olduğunu anlamaya imkan yoktu. Belki de çift cinsiyetliydiler salyangozlar gibi. Bu yaratıkların adı, “Hayal Tomurcukları” idi. Hayale ihtiyacı olan dünyaya bir nevi takviyeydiler. Ondan sonra bir sürü yumurta bulmaya başladım iç cebimde. Zaten yumurtlar yumurtlamaz bırakıyordum onları dünyaya ve hemen ihtiyaç duyuldukları yere …
25.12.2018
“Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?” Allah’ın bir garibi, bunu devamlı söyleyerek meydanda daireler çiziyordu. Daha doğrusu sorarak… Herkese, çoğu zaman da boşluğa… Elinde bir kırbaç, kazayla cevap verdiğin an… Bereket ki denk getiremiyordu. Belki de isabet ettirmek gibi bir derdi yoktu. Zaten kimse cevap vermiyordu ki… Ben bir kere cevap vereyim dedim, o anda da kırbacı yedim. Yani hemen hemen… Ne zaman meydana gitsem rastlıyordum ona. Her gün orada mıydı; tesadüfen mi karşılaşıyorduk, bilmiyordum. Beni rahatsız eden, ses tonuydu. Hep aynı ton… Devamlı aynı ton! Sanki bir hatip konuşmasına başlıyor, sanki bir şair yazdığı bir şiirin ilk dizesini okuyor, sanki bir politikacı, hiç …
24.12.2018
Birkaç haftadır müdavimi olduğum barda oturmuştum. Şu eski para atılarak çalıştırılan müzik kutularının daha teknolojik versiyonlarından vardı. Ben de o yarımlaşamamış, sadece bozuk paranın ucunu alabilecek kadar yarımlaşmış ağzına devamlı bir liralık lokmalar tıkmak suretiyle besliyordum onu. O yarım yuvarlaklaşmaktan aciz ağzı, ben para tıktıkça büyüyüp olgunlaşmayacaktı. İstediğini veriyorduk nasılsa. Neden değişmeye, evrimleşmeye gerek duysundu ki? Her bir lira, üç şarkı ederdi ve ben her üç şarkı çalma hakkımı tek tercih yapmak için kullanıyordum. Eh, belki ağzı yarım yuvarlak bile değildi; ama ben ona bir verirken o bana üç veriyordu. Hakkını vermek gerekti alete. Bir toprak değildi; ama toprak olsa …
23.12.2018
Yaşlı bir adamdı ama ölmesi… imkansızmış gibi geliyordu bana. Hem o… Ebediymiş gibiydi. Her an orada olacakmış, bana, ona her bakışımda dalgalanan, yumuşacık, kavisli ve süreğen bir gülümsemeyle gülümseyecekmiş gibi… Gözlerinde anlatan, neyi anlattığını sonra sözlerinde açıklayan bir ifadeyle, bana bakacaktı her daim sanki. Öldüğümde ağlamayacak; sadece o kavisli gülümsemesi bir an düzleşecek, başka birilerine yine anlatmaya devam edecekti… Oysa öyle olmamıştı. O kavisli gülümseme donmuş, gözleri ve sesi susmuştu. Ölmüştü… Öldüğü an karar vermiştim. Oraya gidecek, onu geri getirecek, onun yerine kendimi teklif edecektim; ama önce oraya gitmem gerekiyordu. Tüm aksi kanıtlara rağmen, oraya gidip onu kendi yerime buraya …
22.12.2018
Fakirlikten gelme bir grup insandık. Yaklaşık on beş-yirmi aileydik. Aramızda bekarlar da vardı. Onlar da beş altı taneydi ve onların da kendi tek gözlük odacıkları vardı. Gecekondularımız işgal edilmişti, yıkmışlardı onları ve evsiz kalmıştık. Allahtan aramızda inşa etmesini bilenler vardı ve boş bir arazi… Bu araziyi kanımızla kazanmıştık… Aslına bakarsanız bizim arazimizdi. Yıktıkları gecekondular yerine bize verilmişti. Yani almıştık… Apartman yapacak, içinde oturacaktık. Bir nevi gökdelen. Sağlam bir gökdelen olacaktı. Gecekondularımız gibi olmayacaktı. Yeni ve sağlam… Hepimiz, çoluk çocuk, kadın- erkek demeden hepimiz, girişmiştik inşaya. Öyle ya, evimizi yapıyorduk. Geri kalan hayatımızın geçeceği yeri… İnşa bitmişti. Kapı ve pencereler yepyeniydi. …