01.04.2026

Ayakta olmayı düşündü. Düşünür düşünmez bir vücudu oldu. Vücut ayağa kalktı. Ayakta olursa her şeyi daha iyi anlayabilirdi, öyle düşündü.
Kim olduğunu bilmiyordu. Ya da çok iyi bilse de hatırlaması gerekiyordu.
Etrafına tüm duyargalarını fırlattı. Hiçbir şey yoktu. Boşluğun taam ortasında mıydı?
Ağzını açtı ve hatırlayarak anlatmaya başladı. Anlatırken eliyle havaya resimler çiziyor, tüm vücuduyla dans ediyordu.
O anlattıkça boşluk doldu. Ama her şey kâğıtlardaydı sanki. O anlattıkça sayfalar çevriliyordu sadece. Kâğıttan çıkamayan varlıklar sayfalarda tepiniyorlardı çıkmak için. O da bu müzikle dans ediyordu. Sayfaların rüzgârı saçlarını uçuruyordu.
Neden sonra sayfalar yüzüne vurmaya, yüzünü kâğıt kesikleriyle doldurmaya başladı. Yüzü paramparça oluyordu yavaşçacık. Ve giysileri… Ve tüm vücudu…
Kâğıtlar dans ediyor, içindeki her bir mahkum çırpınıyor, onun kanıyla doyuyor ve dolgunlaşıp boyut kazanıyorlardı.
Kâğıtlar kanla sırılsıklam olduğunda, hapishane yok olduğundan mahkumlar kurtuluyorlardı. Ve ona üşüşüyorlardı. Sonra kurutuyorlardı onu. Ve yollarına gidiyorlardı.
O ıslansa da eski mahkumlar tarafından kurutulup toza dönüştürülen kâğıtlar birleşiyordu sonra. Ve o, doğuyordu…
Yok, yeşeriyordu. Her bir toz tanesi bir tohum oluyordu ve bitkiler birbirlerine bağlanıyorlardı büyüyerek. Ve o oluyorlardı. O oluyordu, büyüyordu…
Ve…
Tekrar ayağa kalkıyor, anlatmaya başlıyordu.
Bu kez boşluk tohumlarla dolmaya başlıyordu. Her bir tohum, toprağı kazarak yanına yaklaşıyordu. Ve o her biri için bir kök uzatıp kendisini sunuyordu onlara.
O kurudukça tohumlar yeşeriyorlardı.
Tam ortada katılaşmış reçineden, ölse de tüm anlattıkları reçineye gömülmüş duran, o, vardı.
Öylece duruyor ve her şeye şahitlik ediyordu hapsettiği geçmişle.
Etrafında, yörüngesinde dönen onlarca varlık…
O dünyayı, sayısız dünyalardan biri olan onu yarattığı gerçeğini, alçakgönüllülükle taşıyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir