Uzun, çok uzun bir zaman olmuştu görüşmeyeli. Onunla görüşmek istediğimden değil gerçi. Kazara karşılaşmasaydık o zehirli olduğunu yumuşacık, uysal bakışlarından asla anlayamayacağınız gözlerle zehirlenmek ister miydim sanıyorsunuz!
Hayatımı mahvetmişti. Yavaş yavaş… Daha gerçekçi bir taraftan bakarsanız kendi hayatımı mahveden benim aptallığımdan başkası değildi. Ne de olsa kimse insana izin vermediğin bir şeyi uzun bir süre boyunca, hem de istikrarla yapamaz.
“Görüşmeyeli nasılsın canım? Hayatında kayda değer gelişmeler oldu mu bakayım?”
Hiçbir şey değişmemişti. Değişeceğini de beklediğim yoktu. Ama ne bileyim, hiç mi geceleri aklına gelmiyordum? Anlaşılır gibi değildi. Ben tanımadığım birisine kötü geçen günümden dolayı biraz sesimi yükseltsem içim sızlardı.
Bu da mı benim aptallığımdı acaba? Onun gibi olmamak değil, fazla hassas olmak için kendime izin vermek. Hoş, elimde değildi bu. Belki de hassaslığım benim güzelliğimdi. İnsanlar güzel olmak için o kadar acı çekiyorken ben de bu şekilde acı çekiyordum işte.
“İnşallah senin de hayatın hep güzel gider. Acelem var benim, haydi Allah’a emanet ol.”
Hayatımda hiç bu tabiri kullanmamıştım. Biri bana derse ona karşılık vermek dışında. Onu da çıkıntılık yapmamak, nazik olmak için söylemiştim.
Kimseyi Allah’a emanet etmek haddim değildi ki, ben öyle düşünürdüm en azından. Allah’a;
“Bak şu sana emanet ha, haberin olsun…” demek nasıl mümkün olabilirdi? Asla içselleştirememiştim bu tabiri.
Allah her birimizi gözetirdi. Peki onun için neden bunu deme ihtiyacı hissetmiştim?
Çünkü o Allah’ı kaybetmişti. İçindeki ışığı kendi bile göremiyordu çünkü. Biliyordum, bunu düşünmek bile hadsizlikti. Öyle ya da böyle, haddim olmasa da onu Allah’a emanet etmiştim işte.
Ona arkamı döndüğümde;
“Allah’ım,” dedim.
“Beni koru. Onun karşısında bir dakika bile duramam. Şu zamana kadar uğraştım, kendimi kurtardım yetmedi mi?
Allah’ım, ben onun gibi düşünmeyi bilmiyorum ki. Her kelimesinde manipülasyon görmeye harcayamayacak kadar kısa ömrüm.”
Bunu derken bile arkamda beni takip eden ayak seslerini işitebiliyordum. Bana şah damarımdan bile yakın o varlığın bana güven veren sessiz gücünü de. Belki de bir daha karşılaşmak iyi olmuştu. Belki bir sağlamaya ihtiyacım vardı kendimi bulabilmek için.