Lezzetsiz bir çorbayı kaşıklamaktaydım. Canım sıkkındı, belki de ondan bu denli lezzetsizdi bu çorba. Ya da sadece biraz tuz koymam gerekecekti. Ama yok, ben bir yemeğe sonradan tuz koymayı sevmezdim ki. Bence pişmiş aşa tuz da konmamalıydı. Farklı oluyordu işte. Daha yavan. Tuz, zorla oyuna sokulmuş, kendi başına oynamak isteyen bir çocuk gibi tane tane duruyordu oracıkta. Tam karışamıyordu yemeğe bir türlü. Bir yerde az, bir yerde çok…
Canım çok sıkkındı. Çorbanın yanında söylediğim köfteyi paketlemelerini istedim. Güzelim köfteyi murdar etmeye ne gerek vardı…
Kapıdan girdiğimde evde kimse yoktu. Tamam. En azından karşımda görmek zorunda kalmayacaktım şimdi onu. Belki uyur gibi yapardım. Hoş, bu böyle devam edemezdi. Hafta sonu ne yapacaktım? İki gün yatakta mı kalacaktım? Yüzleşmeliydim; ama nasıl?
Ne diyebilirdim mesela?
Ah! arkamdaki kapıyı anahtarıyla açıyordu işte. Gelmişti.
“Hoş geldin…”
“Naber?”
Ne kadar da rahattı sesi. Bir şey sezmemiş miydi? Hiç mi?
“İyi, senden?”
“Bugün çok yoruldum… Tüm gün bir adamla uğraştım. Of… Yemek yiyelim mi? Kalmıştı dünden bir şeyler.”
“Olur. Ben de köfte almıştım da yiyemedim.”
“AA, neden? Evde de sulu köfte vardı ya.”
“Canım istedi işte görünce, yer misin? Daha sıcak.”
“Ver ver, çok açım vallahi.”
O köfteyi yerken televizyon açılacak ve uyuyana kadar açık kalacaktı öylece. Bugünü kurtarmıştım.
Ama nasıl söyleyecektim boşanmak istediğimi? Hem de başka birisi yokken…
Başka bir sürü insan olduğunu söylemesem de olurdu; ama… Ona söyleyeceğim belli biri olmadan boşanmak istediğimi nasıl söyleyebilirdim? Her şey çok güzelken başka birileriyle olduğumu söylemek kalbini kırmaz mıydı?
Sulu köfte yaptığını bile unutup; alay edercesine kuru da olsa köfte alışımdan anlamıyor muydu bir şeylerin artık güzel gitmediğini bu aptal karı?
Sesimden de mi anlamıyordu gerginliğimi? Yok yok, suç sadece benim değildi.
“Ha…”
Ellerimi yıkamaya gidecekken durdurmuştu beni bu “haa”
“… Sana bir sürprizim var. Çok sevineceksin.”
“Ne?”
“Odada, bavulların üstünde.”
“Bavullar dolabın üstünde değil miydi?”
“Yok, yatak odasında, koridorda.”
Bavullar, sürpriz… Yoksa anlamış mıydı her şeyi? Kovuyor muydu beni?
…
Bu bavullar bizim değildi ki. Yepyeni, tıka basa dolu bavullar. Dört bavul…
Ve bir fotoğraf albümü…
Albümde birlikte olduğum tüm kadınlarla çekilen fotoğraflarım…
Peki ya bavullar?
“Şirketin ürettiği robotlardan aldım dört tane. İşte müdürle onu için uğraştım tüm gün. Demiştim ya… İşte o kadınlar gibi yaptırdım yüzlerini…”
“Robotların mı?”
“Evet evet…”
“Neden?”
“Beni aldatma diye işte.
…
Bir de… Şirket söyledi, bu robotların denenmesi gerekiyordu, aklıma sen geliverdin…”