Hep çok üzgün görünürdü. Üzgün ve şaşırmaya hasret. Şaşırmaya hasret oluşu son derece normaldi çünkü şaşırdığına hiç şahit olmamıştım. Bir tür kahin gibiydi. Tam olarak geleceği bilmezdi ama olasılıkların her birini tahmin etmekte epey iyiydi.
Onu çok severdim. Hayran olunası bir kişiliği vardı gerçi ama ona hayran olduğum söylenemezdi. Bu insanlar arasında işinin çok zor olduğunu düşünür, onun için çok üzülürdüm ama asla ona acımazdım da.
Onu sadece severdim. Bu dünyada olması gereken bir şey gibi gelirdi ama böyle düşündüğüm için de sevmezdim.
Bir kasaba gibi bir yerde, boş bir arazisi vardı. Uçsuz bucaksız bir yerdi ve o civarın ekosistemine en uyumlu olan arazi olduğu için çok güzeldi. Elektriği güneş panellerinden, suyu kuyudan çekerdi. İnterneti de uydudan almanın bir yolunu bulmuştu. Herhangi bir şeye bağımlı olma fikrinden öyle nefret ederdi ki, buna engel olmak için yapamayacağı hiçbir şey yoktu.
Bir de asla fermuarı olan bir şey kullanmaz ya da giymezdi. Çünkü fermuar çekme sesinden nefret ederdi. Söylediğine göre dişleri kamaşırdı. Belki acımasızca olacak ama çantamı her açışımda yüzünü buruşturması çok komik gelirdi.
Beni her görüşünde;
“Bermûtat,” diye selamlardı. “Alışılageldiği gibi, her zamanki gibi” demekmiş. Dedesinden çok duyarmış bu sözcüğü. Zaten bildiği her şeyi ondan öğrendiğini söyler. Yani aslında pek de özgün bir adam değildir Aydın. Sadece dedesini tanımadığım için öyle sanmışım. Bu benim çıkarımım da değil, bunu da kendisi söyledi.
Beni her bu şekilde selamladığımda içimin burkulduğunu çok sonra fark etmiştim. Küçük kırgınlıklar birleşip o gün büyümüştü anlaşılan. Fark ettiğim an da hissettiklerim, kendisine söylemiştim. Durmuş ve düşünmüştü.
“Aslında haklısın. Her gün farklı bir şeyler olur ama benim gibi her şeyi gördüğünü zannedip sadece kuş bakışı görebilen aptallar böyle zanneder çünkü o farklılıkları görmezler. Bize göre şaşacak hiçbir şey yoktur çünkü ayrıntılar karşısında körüzdür.
Mesela sen… Bugün her zamanki gibi değilsin aslında. Eflatun hırkanı pek seyrek giyersin, bugün de öyle yapmışsın. Oysa bunun ne kadar önemli olduğunu fark etmeyecek kadar kolay geliyor her şeye aynı gözle bakmak.”
O günden sonra, onu her ziyarete gidişimde, bana tıpkı gama ışınları gibi renksiz, görünmez ama orada olduğunu bildiğim ışınları gözlerine takarak bakar ve fark edebildiği değişiklikleri sayıp dökerdi.