Yorgundu. Uyuyacak hâli bile yoktu. Üstelik durumu da uyumak için pek müsait sayılmazdı. Buna rağmen vücudu alacağını azar azar, ufak miktarlarda şekerlemelerle alıyordu. Kağıt uykuları bozdurmak için bakkal ona bozuk para yerine şekerleme veriyordu. Ama onlar şekerleme gibi değil de demir ağırlıklar gibi düşüyordu bedenine birer birer. Uyumanın bile acı vereceği bir tür yorgunluğu daha önce yaşamış mıydı, hatırlayamıyordu. Şekerlemeleri bozdururken uyandığı anlarda kendi lisanını duyuyordu. Her şeyden çok sevse de acı bir gerçeği haber veren lisanını… Ve onu duymak kendisine acı geliyor, onu yabancılıyordu. Artık yabancı bir şey ona daha tanıdık gelir olmuştu. Kendisine, benliğine, diline… ihanet mi ediyordu? …