16.05.2018

Her şey iyi giderken neden içi burulurdu insanın? Yoksa kendisinin iyi bir şeyi hak etmediğini düşündüğünden mi? Asıl cezayı biz mi veririz kendimize yoksa?
Hayatında her şey ters gidiyordu. Yaptığı hiçbir şeyde başarılı olamadığı gibi, başardığı küçücük bir şey için tam mutlu olup onun ekmeğini yiyecekken; o elinden kayıveriyordu. O nedenle, tedbirli bir şekilde mutlu olmayı öğrenmişti. Bu çok yetersiz geliyordu ona. Uçların insanı olmasa da biraz güven istemenin nesi kötü olabilirdi ki? Diğer yandan da kim neye ne kadar güvenebiliyordu ki bu dünyada? Yine de; insanlar nasıl oluyordu da bu kadar güvenli görünebiliyorlardı? Kendisinde olmayıp onlarda olan neydi?
Bir gün, bu sorularının cevabını bulacaktı. Ya tecrübeyle ya da aniden gelen bir anlayışla. Belki de başından geçen bir olay neticesindeki aydınlanmayla…
Anlaşılan o ki, son seçeneği işaretleyecekti hayat onun adına.
O gün, bir sürü insanın gözünde bir insanı kendisini tehlikeye sokarak kurtarmıştı bir yangından. İtfaiyeciler bile girememişlerdi yanan eve. Oysa o girmekle kalmamış, bir çocuğu kurtarabilmişti hafif bir hasarla.
Herkes etrafına toplanmış, onun bir kahraman olduğunu söylemişti. Oysa o zerrece gururlanmamıştı. İçinde, o aşina buruk boşluk, insanların aşırı ilgilerine bırakmıştı kendisini.
İşte o zaman anlamıştı, ne yaparsa yapsın kendisini affetmeyeceğini. O zaman anlamıştı kendisini bilinmez bir suçla küreğe mahkum ettiğini.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir