22.07.2020

Bir perdeciydi; ama dükkânındaki tüm perdeleri kendi yapıp satardı. Zaten ufacık bir yerdi burası. Genelde ucuz işler yapardı çünkü yoksul bir halkı vardı bulunduğu çevrenin. Yine de elinden geldiğince kaliteli yapardı her şeyi. Korniş, kumaş, tasarım… yaptığı işin teker teker her bir aşaması kaliteliydi.
O gün, varlıklı bir adam çalmıştı kapısını.
“Hiçbir şeyi görmemiş, evin dışına hiç çıkmamış, doğru düzgün televizyon bile izlememiş bir oğlan için bir odayı kaplayacak, resimlerle dolu bir perde yap bana,” demişti yarı buyurgan, yarı yalvarır bir tavırla. O
da başlamıştı. En tepeye bir güneş kondurmuştu önce. Sonra her şeyden birer tane yapmak üzere, değişik çiçekler, ağaçlar, böcekler, at, köpek, aslan, balık… bir erkek çocuğunun görmekten hoşlanabileceğini düşündüğü ne var ise resmetmişti devasa perdesine.
Nasıl bir çocuktu acaba? Neden evden çıkmıyordu? Kötürüm falan olmalıydı. Başka ne olabilirdi ki?
Perdenin boyası kuruduktan sonra adama haber verdi ve onu odaya döşemeye gitti. Belki de çocuğu da götürebilirdi. Can yoldaşını da götürecekti ilk kez. Collie cins bir köpekti bu. Çocukla harika bir iletişim kuracaktı. Babasından izin istememişti ama içinden bir ses… genelde güvenirdi bu sese…
Eve girip çocuğun odasına adım attığında sapasağlam bir çocukla karşılaştığında…
Çocuğun köpeği gördüğünde dilinin tutulduğunu, Platon’un mağarasında sırtı dönük gölgeleri seyreden bir mağara kaçkını gibi köpeğe bakışını gördüğünde… zulmün binbir çeşit olduğunu düşündü.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir