En fazla üç katlı evlerin bulunduğu, ortalama bir mahalleydi. İşte o üç katlı tek evin sahibinin oğlu evlenmekteydi. Üst kat teras kat olarak kullanılıyordu ve evlenecek çift düğün yerine komşularıyla birlikte mangal partisi yaparak dünya evine girmeyi tercih etmişti. Kadınlar salatayı hazırlarken; erkekler etleri hazırlayıp mangal ızgarasına dizmekte, birbirlerine boy göstermekteydiler.
Etler pişmişti. İnsanların dikkati dağınıktı. Yemek yiyor, konuşuyorlardı.
Oradaki çocuklardan birisi herkesin gözbebeğiydi. Onunla kimse ilgilenmiyorken; o iki yaşındaki sevimli çocuğun ağabeyi olan çocuk, aniden, hiçbir sebep yokken; küçük çocuğu ateşe doğru itti. Mangal büyüktü, çocuğu bile içine alabilirdi; ancak refleksleri iyi olan çocuk sadece kolunu kötü bir şekilde yakarak daha kötü bir sondan kurtulmuştu.
Gün zehir olmaktaydı. Etler henüz bitmemişken; iki aile de seferber oldu ve çocuk hastaneye götürüldü.
Evde sadece büyük çocuk ve ona göz kulak olup ortalığı temizleyecek olan genç bir kız kalmıştı.
Genç kızın meşguliyetinden faydalanan çocuk mangalın başına gidip artık közleşmiş olan ateşe baktı. Acaba bir kalıntı var mıydı?
Tam o sırada, ateşten ona bakan bir yüz gördü. Közleşmiş kömürlerin çerçevesini, ateşin kımıltılarının yüzün kendisini oluşturduğu bir imajdı bu yüz.
Dudaklar yerine iki kömür parçası vardı ve kıpırdadılar. Tükenmiyordu küçücük kömürler ateşin yakışıyla. Ateşe hükmeden şeytandan başkası olamazdı bu konuşan yüzün sahibi.
Ateş çıtırtılarına benzeyen bir sesle, bir iyilik istediğini söyledi.
Çocuğun;
“Şeytan mısın?” sorusuna da şöyle cevap verdi:
“İnsanlara öyle düşünmek kolay geliyor. Beni suçlamak kolay çünkü değil mi? Oysa, sana göre şeytan, başka birisine göre meleğim ben… Ama evet, sana bakılırsa, şu yapacağımız, yani senin büyük bir zevkle yapacağın şey şeytanlık olacak. Daha dün, yaşlı bir kadınla olağanüstü bir iyilik yapmıştık birlikte. Yani aslında o yapmıştı. Ben önerip onu güçlendirmiştim sadece.”
Çocuk ondan ne istediğini sorduğundaysa:
“İhtiyacın olan bir şeyi istiyorum senden. Tıpkı diğerlerinin ihtiyacı olan şeyleri istediğim gibi…
Bu ateşten bir kömür alıp bir şekilde döverek toz hale getir ve insanların geldiklerinde yiyecekleri yemeklere dök. Emin ol, sonunda sen de mutlu olacaksın.”
Çocuk denileni yaptıktan sonra, ev ahalisi ve diğer aileden olanlar gelip yemekleri yedi.
Artık hepsi birer zombi oluvermişti. Açlık ve çürüme…
Açlıklarını, çocuğu lime lime edip yiyerek giderip; huzur içinde öldüler.
Çocuk da huzur içinde ölmüştü; çünkü ilk defa bir şey hissedebilmişti.
Acı…