27.11.2018

İşgalciler…
Onlardan nefret ediyordum. Ya da işgalci olma huyunun yanlış kullanımından…
İnsanın amacı mıdır fethetmek? Başka ruhları, vücutları, alanları… Yoksa herkes böyle değildir de; ‘işgalci’ olmak bir kişilik bozukluğu mudur?
Ben mesela, her geçen gün bilgiyi, beynimdeki el değmemiş alanları, insanların saygısını, kendime olan saygımı işgal etme amacındayken; bazılarının amacı… farklıydı işte.
Neyi fethetmeye, işgal etmeye çalıştıklarını bile anlamadığım, hatta kendisinin bile anlayamadığını düşündüğüm insanlar vardı çevremde.
Beynimin daha fazlasını kullanmak, daha fazlasını işgal etmek gerekiyordu anlayabilmek için herhalde.
Yavaş yavaş yapıyorlardı bunu. Bir gün geliyordu seni övüyorlardı, birkaç hafta sonra…
Her işlerini yapar halde buluyordun kendini. Ya da seni kullanmasa da kızdırıp kendi varlıklarını senin üzerinden göstermekte, tatmin olmakta olduklarını ve senin de bunu kabul eder hâlde bulunduğunu dehşetle fark ediyordun; ama fark etmek çözüm olmuyordu.
Bunun üzerine güçsüz olan her canlının yaptığını yapıyor, şikayet ediyordun. Oysa strateji kurmak…. Beyninin bu alanlarını işgal etmek sana gereksiz çabaymış gibi geliyordu. Gururun, güçsüzlüğün oluyordu.
Gururum, güçsüzlüğüm oluyordu.
Şikayet etmek değil de; stratejiyle savaşmak gurur kırıcı geliyordu.
Belki de tembellik kılık değiştirip gururmuş gibi yapıyordu.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir