Bir modern zaman şamanı olmaya çalışıyordu. Tuhaf bir tipti bence. Ne yalan söyleyeyim, önce özenti birisi olduğunu düşünmüştüm; ama çaba harcadığını görünce… şimdilerde sadece tuhaf olduğunu düşünebiliyorum.
Bir sürü insan ilaç kullanmayıp bitkilerle tedavi olmaya çalışıyor. Hatta o dağ senin, bu bayır benim çiçek toplayan insanlar tanıyorum. Tamam, o huyu normaldi; ama temizlik bezini bile bitkilerden kendi dokuması, evine plastik bir tek şey almaması, makineler plastik diye teknolojinin yüzüne bile bakmaması…
Bunlar normal miydi?
Büyük şehirde yaşamasına zinhar imkan yoktu. Ben de emekli olduğumdan buralara gelmiştim zaten. Yoksa asla karşılaşamazdık. Tüm işi gücü doğaydı. O gün elinde bir boynuz, uğraşıyordu. Bir elinde de çakmak taşından bir bıçak, sözümona tarak yapıyordu boynuzdan.
Fırsatı kaçırır mıyım, takılmaya başladım. Bana laf yetiştirmeye çalışırken de… taşın sivri ucu boynuzdan nasıl olduysa fırlayıp bacağına saplanıverdi.
Görmesem inanmazdım. Nasıl olduğunu bir türlü anlayamamıştım. Bir anda, her şey bir anda oluvermiş, bacağından şakır şakır kan akmaya başlamıştı.
Ben ilk yardımdan falan anlamazdım ama kemerimi bacağına bağlamaya çalıştım. İstemiyordu. Kan otu mu, kan taşı mı, bir şeyler sayıklıyordu. Galiba bir atardamara rastlamıştı; çünkü hem çok fazla kan akıyordu hem de kan kaybından fenalaşmış, dediği hiçbir şey anlaşılmaz olmuştu.
Yine de beni itmeye, kemeri yaklaştırmamaya çalışıyordu. Kemerin tokası demirdi, öyle diyor, yaklaştırmıyordu.
Bir şekilde kemeri bağladım, sırtladığım gibi arabaya attım. Hastaneye gitmesi gerekiyordu. Yakınlarda hastane falan yoktu elbette. Zaten kendinde olsa bana kesinlikle izin vermezdi.
Götürdüğümde, kan durmuştu ama çok fazla kayıp olduğundan takviye gerektiğini söyleyip serum verdiler. Kendine geldiğinde, bir seruma baktı, bir yatağına, önlüğüne…
Hiçbir şey söylemeden gözlerini kapattı. Sağlığının daha önemli olduğunu o kalın kafasına sokmuş olmalıydı artık. O özenti halleriyle alay ederken elimde kozum olacaktı bundan böyle.
…
Yanındaki yatağımdan tiz bir düdük sesiyle kalktığımda, gözüm gayri ihtiyari saate ilişti.
İntihar saati 03:03 idi.
Üzülmedim. Geri zekalı, saçma sapan bir takıntı uğruna gitmişti.
Kendime de kızmadım. Ben arkadaşlık görevimi yapmıştım…
Gerçekten yapmış mıydım?
Acaba kan otunu ya da kan taşını…
En komiği de; cenazesini taşıyan aracın bir demir ve plastik yığını olan tren, tabutunun mdf, kefeninin de naylon olmasıydı. Başka ne olabilirdi ki?
Süper