Sahilde, kayalıkların arasında ateş başında şarap içerdi her gece. Altmışlarında olmasına karşın, otuz beşinde görünürdü. Soranlara, bunun nedeninin kenevir tohumu ve yağı olduğunu söylerdi. Bir şarapçı değildi. Yaşlı bir serseriydi. Bir evsiz falan değildi ama. Sadece bina içlerini pek sevmez, bazen yatmak için kullanırdı evini. Bir de değerli eşyalarını saklamak için. O çok değerli vaktini geçirmek için değil. Asla değil…
Evinin içinde bir odayı kenevirlerine ayırmıştı. Sadece kendisi için… Özel izni vardı ve bu izni rüşvetle almıştı.
Kendisinden başka arkadaşı olmadığından ve herhangi birisiyle arkadaş olmak, hatta öylesine yarenlik etmek dahi istemediğinden kimseyle paylaşmamıştı mahsulünü. Kimseye bir avuç tohum ya da bir dal marihuana ikram etmemişti. Kimseye atölyesinde kenevirden yaptığı kumaşlardan diktiği kıyafetlerden hediye etmemişti. Kimseye, hiç kimseye, atölyesinin başka bir kısmında kenevirden yaptığı kağıtlara mektup yazarak göndermemişti. Hatta belki de çok çok az kişi o kağıtları görebilmişti. Belki yazdığı bir defterden kopartılmış bir yaprağa yazılmış rastgele bir not… Belki…
Sahildeki ateşinin başında bile, bir sürü insan ve birkaç küçük ateş olmasına, ateşlerin başında genelde bir sürü insan bulunmasına rağmen kimse gelmezdi. Bilirlerdi çünkü aksiliğini. Bilirlerdi onları kovacağını.
Oysa onun tek istediği, tuhaftır belki ama teklifsiz ve korkusuzca hayatına damlayan, davete ya da rastgele bir sözüne gerek duymayacak kadar umursamaz olan, kendi için yaşadığını her haliyle belli eden birisiydi. Herhangi birisi…Çünkü o öyleydi… Ne var ki; yine tuhaftır, şu ana kadar, hiç kimseyi, hayatına destursuzca girecek kadar önemsememişti.
Durum garip bir kısır döngüydü işte.