22.11.2018

Bir tercümandım. Dünyada konuşulan tüm dilleri biliyordum.
İnanın bana…
Bir dili öğrenmek için onu birkaç saat dinlemem yetiyordu. Aranan bir insandım. Bereket çoğu bana inanmıyordu. İşin içinde bir iş olduğunu düşünen, kendilerini uyanık olarak gösterip benimle ilgilenmeyen, bana iş veren insanlara aptal gözüyle bakan insanların varlığı ilginçti. Aptal yerine konmaktan korktuklarından gerçekten aptallaşan insanlar…
Her ipte oynar, her tür çeviriyi yapardım.
Her dilin mantığını anladığım için; kültürlerin insanları nasıl etkilediğini görüp hiçbir şeye şaşıramaz hale gelmiştim belli bir zaman sonra. Bu kadar basit bir şeyde şaşırılacak bir unsur bulamazsınız değil mi? Başlangıçta ben de öyleydim, sonra çok şaşırdım ve şimdi… Tıpkı sizin gibiyim. Artık şaşırmıyorum ama… Umarım aramızdaki farkı anlayabiliyorsundur.
Bir gün, kendime bir dil uydurmaya karar verdim. Kendimin dahi çeviremeyeceği karmaşıklıkta, kültürü olmayan, ya da bir tek kültürü, doğasında olabilecek muhafazakârlığa mahal vermeyecek kadar baskın olamayacak derecede kültürler karmaşasıyla çalışan, karmaşık bir çalgıya benzeyen, tabiri caizse; telleriyle perdelerinin, delikleriyle borularının, derisiyle kasnağının nerede bitip nerede başladığı anlaşılmayan bir dil…
Yıllar geçti…
Bir an geldi ki ben fark ettim. Bir şey kafama dank etmişti o an…
Ben zaten öğrendiğim her dilde tuhaf çalgıma bir tuhaflık daha eklemekteydim…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir