21.01.2019

“Çok düşünme!”
“Yeter artık, bu kadar ciddiye alma, düşünme artık.”
“Çok düşünüyorsun…”
Hep böyle demişti insanlar bana. Belki de beni küçümsemişlerdi. Hem de düşündüğüm için. Öyle sakin, az konuşan bir insan değildim, en mantık timsallerinden. Yok, ben normaldim. Yani düşünüyor gibi yapmadan düşünenlerinden… İnsanlar düşündüğümü yakaladıklarında, biraz dalmam ve biraz anlamlı konuşmam en büyük belirtiydi, hemen yapıştırıverirlerdi o nefret ettiğim emir kipli, sadece yüklemden oluşan, gizli özneyi unutmayalım, cümleyi.
“Düşünme!”
Nedenini anlamıyordum. Çocukken düşünmemizi öğütleyen insanlar, biraz düşünmeye başladığımızda hemen tersini söylemeye neden yeltenirlerdi?
Neden düşünmeyen insan makbul sayılırdı? Bir şeyi anında yapan, hiç düşünmeden; akıcı bir şekilde konuştuğunu sanan, hızlı okuyan…
Hızdı önemli olan sözün kısası. İnsanların düşünmeye vakitleri yoktu.
Kendi adlarına düşünen insanlara para vermeleri bunu kanıtlamıyor muydu?
Aşkta bile makbul olan düşünmemekti. Gururla söylüyorlardı;
“Aşkın gözü kördür,” lafını. Kör olmak istiyorlardı, aşık olmak, dolayısıyla mutlu olmak için, bile bile kendi zihinlerini kısıp zaten zorlukla yaptıkları düşünme işinden kendilerini muaf tutmak istiyorlardı. Nasılsa resmi bir şeydi bu. Aşk, dünya çapında düşüncekes ilan edilen tek cepheydi.
“Ah,” diyordum onlara içimden.
“Bir şey yapmalıyım sizin için; ama ne?”
Hiçbir şey yapamayacağımı biliyordum; çünkü ancak düşünmeye devam edebilmek için mücadele edebiliyordum. Belki de yapmam gereken tek şey buydu.
Bir de mücadele etmem gereken kendim vardı benden içeri. Uyum sağlamak istiyordu dünyayla. Düşünmek için dahi yetersiz hissediyordum kendimi. Düşünmek yalnız yapılan bir işti çünkü.
Belki de öyle değildi.
Uzun uzun düşündükten sonra;
“Düşünüşenler” adlı bir topluluk kurmaya karar verdim. Kurdum da… Yine de tüm işteş fiillerde olduğu gibi, hayal kırıklığıydı bulduğum.
İşteş fiillerin insanı değildim ben. Belki de “Düşünmek”teki “-Ş” harfi, işteş fiillerindeki “-Ş”lerden kıskanmıştı beni. Yılan soyluydu işte. Altına konan o küçük çizgi, özünü değiştirememiş, düzeltememişti anlaşılan. Gerçi belki de olması gereken buydu. Kıskançlıktan değil de gereklilikten yapıyordu. Tıpkı bir yılanda görülen kötülükte olduğu gibi…
Düşünmek tek başına yapılmalı, fikirler toplanıp iplere dizilmeli ve… paylaşılmalıydı.
İşte yine bir -Ş vardı ortada; ama bu -Ş zararsız, aksine oldukça yararlı bir yılandı.
İster istemez zehrini panzehir üretmek için bağışlayan bir yılan mesela…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.