Oynamayı severdik. Tuhaf oyunlar, sıradan oyunlar, korkutucu oyunlar… Mühim olan oynamaktı. Bu kez de bana bir kutu uzatıyordu. Diğer elinde de bir gözbağı vardı. Ve ince, lateks bir eldiven… “Oyun ne?” Ne olduğunu tahmin etmek de oyunun bir parçasıydı. “Göz bağını ve eldiveni takacağım ve elimi kutunun içine sokacağım. İçindekinin ne olduğunu tahmin edeceğim.” “Başla o zaman.” Kutuyu kendim açtım. İçine elimi soktuğumda kıpırdanan soğuk bir şey vardı. Acaba kazayla ben mi onu kıpırdatmıştım; yoksa kendi mi kıpırdanıyordu? Uzundu. Biraz kalındı. Eldivenin altından dokusuna baktım. Bir kablo muydu? Kabloysa örgülü olanlardandı. Ama neyin kablosuydu. Ucunu bulamıyordum ki, kıvrım kıvrımdı… Yine …