23.03.2026

Oynamayı severdik. Tuhaf oyunlar, sıradan oyunlar, korkutucu oyunlar… Mühim olan oynamaktı. Bu kez de bana bir kutu uzatıyordu. Diğer elinde de bir gözbağı vardı. Ve ince, lateks bir eldiven… “Oyun ne?” Ne olduğunu tahmin etmek de oyunun bir parçasıydı. “Göz bağını ve eldiveni takacağım ve elimi kutunun içine sokacağım. İçindekinin ne olduğunu tahmin edeceğim.” “Başla o zaman.” Kutuyu kendim açtım. İçine elimi soktuğumda kıpırdanan soğuk bir şey vardı. Acaba kazayla ben mi onu kıpırdatmıştım; yoksa kendi mi kıpırdanıyordu? Uzundu. Biraz kalındı. Eldivenin altından dokusuna baktım. Bir kablo muydu? Kabloysa örgülü olanlardandı. Ama neyin kablosuydu. Ucunu bulamıyordum ki, kıvrım kıvrımdı… Yine …

Okumaya Devam Et

14.06.2020

Yağmur yağıyordu. Dışarda tek başına yürüyordu. Çok bildik bir sahneyi yaşamaktaydı. Filmlerde ve kitaplarda yaşanıp duran bir sahneydi bu. Gözyaşları yağmura karışmaktaydı. Neden ağladığı ise kendisi için dahi bir muamma idi. Polar hırkası sırılsıklamdı. Yağmuru açlıkla emmiş olmasına rağmen ıslaklık ona ulaşmamış, hırka daha doymamıştı. Nedenini bilmese de ağladıkça rahatlıyor, adeta içinden bir şeyler uzaklaşıyordu. O kadar çok ağlamıştı ki, birkaç damla gözyaşı yere düşmüştü. Belki de bir böceğin üstüne inmiş, böcek ise onu düşen on binlerce damladan biri zannetmişti. Bir yerlerde okuduğu gözyaşı şişelerinden bir tane olsaydı keşke yanında. Nadir olan gözyaşlarını biriktirebilmek için… Acaba hayatındaki gözyaşlarını toplasa bir …

Okumaya Devam Et