02.01.2018

Bir atölyem vardı. Ayakkabı yapıyordum. Vardı, yapıyordum… Şimdi sadece bir tezgahtarım. Ayakkabıcıda bile değil. Bir saatçide…
Aniden oldu her şey. Birisine güvendim, falan filan işte…
O önemli değil de ben saat kayışlarının derisinde mi bulacağım huzuru? Neden deri kokusunu, onunla uğraşmayı o kadar seviyorum bilmiyorum. Ayakkabı yapmayı seviyorum zaten. Deri bez ya da başka bir şey fark etmez; ama deri başka bir şey. Anlayamazsınız… Ancak onunla uğraşan anlar. Belki vahşi bir şey olduğunu düşünüyorsunuzdur ama deri başkadır işte. Sanki o cansız olması gereken eşya aslında canlıdır. Canlı olan bir şeyin parçası olduğundan değil, deri olduğundan öyledir. O canlılaşan eşyayla empati bile kurarsınız. Onu kollarsınız. Satılması için değil ha, o olduğu için. Hatta satıldığında üzülürsünüz. Canınızdan can gider.
Bir saatçide, dijital saatlerin tıkırtısızlığında öylece durur, isteyenlere verirsiniz onları. başka yapacak pek bir şey yoktur. Elleriniz kaşınır bir şeylerle uğraşmadığı için…
AAAH!
Ani bir kararla, atölyemin olduğu, yıllardır uğramadığım pasaja gideyim dedim. Bir de baktım, hiç değişmemiş. Bana benzeyen bir adam, o da benim gibi iri yarı, gür bıyıklıydı, orada; benim tezgahımda çalışıyor. Benim aletlerimi kullanıyor. Ayırdığım derileri çoktan satmıştır ama ona benzer derileri kullanarak ayakkabı yaptığını sanıyor…
Ayakkabılara baktım,
“Valla helal olsun,” dedim içinden. Aynı benim gibi yapıyordu adam. Ustaydı vesselam.
Ben de kös kös saatçi mağazasına yollandım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir