09.11.2017

Kucağında bir silah tutuyordu ama kimse tuttuğu şeyin silah olduğunu anlayamazdı. Kendi imal etmişti bu silahı. Bir tür savunma silahı olmasına rağmen etkinleştirilmek zorunda kalındığında içinde bulunduğu evren için çok tehlikeli hâle geliyordu. Silahın savunma amaçlı olması emniyet kilidinin akıllı olarak tasarlanmış olduğundandı. Bir tehlikede olmadığı an hiçbir güç çalıştıramazdı onu. Yanıltmak da mümkün değildi. Her şey yanıltılırdı gerçi ama bu silahı yanıltmak için çok şey feda etmek gerekiyordu.
Silah bir yaratıktı. İlk bakışta bir sincap yavrusuna benzeyen, kırılgan görünüşlü olmasına rağmen epey dayanıklı, hatta etkinleştirilmediği sürece ölümsüz bir yaratık…Yumuşak huyluydu. Evcil hayvan olarak rahatlıkla beslenebilirdi. Duyarlı, anlayışlı ve zekiydi. Sevimliliği asla sona ermeyecek bir kedi yavrusu gibiydi çünkü asla büyümeyecek, zekası da deneyimleriyle birlikte artacaktı. Korkacak bir şey yoktu ama. Silahın etkinleşmesiyle yaratığın, yani silahın kendisinin zekasıyla hiçbir ilgisi yoktu. Peki nasıl etkinleşecekti silah? Hangi durumda?
Nasıl etkinleştiğini bilmeden önce, ses ve davranış dahil tüm dış görünüşünün, ona bakan herkesin ona karşı şefkat duyacak şekilde ayarlandığını bilmeniz gerekiyor. İnsan davranışından çok iyi anladığından buna tümüyle emin olabilirdiniz. Öyle ki, kavga eden, savaşan insanların arasına girdiğinde dahi insanları sakinleştiren, öfkeyi şefkate çeviren bir etkisi vardı. Silah, ancak ona bakan, onunla herhangi bir şekilde karşılaşan bir insanın hiçbir şekilde şefkat duymamasıyla, tersine, öfke duymasıyla etkinleşecekti.
Apayrı bir mekanda, genç bir adam yetişmekteydi, hayat ve kendi seçimleri tarafından yoğrulan… Hiçbir şeyi sevmeyen… Hiç kimse tarafından sevilmediğine inanan…Öfke yiyip öfke içen… Öfke soluyan…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir