13.07.2025

Gösteremediği sevginin ağırlığı bağlanmıştı ayaklarına sanki. İşte bu ağırlıkla yavaş yavaş yürüyordu. Yüzünde telaş vardı ama acele etse de adımlarını hızlandıramıyordu. İşte onun için çaresizlik de eklenmişti telaşa.
Bir apartman kapısına dikilmişti gözleri. Adımları onu kapının önüne getirdiğinde bu kez gözleri belli bir zilin üzerine sabitlendi. Ama şaşkınlık da belirmişti yüzünde. Yüzü, ıslak bir bez konmadan dinlenmeye bırakılmış, acemi bir ev hanımının yoğurduğu kurumuş bir hamur gibi ifade değiştirmekte zorlanıyor, tüm ifadeler çizgilerinde kaybolmak bilmediğinden korku filmlerindeki palyaçolara benziyordu.
Zilde beklediği ismi bulamamıştı anlaşılan. Diğer zillere baktı. Tanıdık bir tane vardı. Onun zilini çaldı ama umutsuzdu. Zilin sahibi o zaman bile yaşlı bir kadındı çünkü.
Zile baktı, kamera eklenmiş son modellerdendi. Zile bakmıştı çünkü bet bir ses geliyordu hoparlöründen.
“Şimdi mi geliyorsun? Bir buçuk yıl önce öldü o. Çok geç kaldın…”
Duyulup duyulmayacağını umursamadan yukarıya bağırdı.
“Sen niye ölmüyorsun!”
Ve artık dayanamayan yüzü çatladı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir