Dakikalar sonra ağzımı açabildim. Bir an sonra ne diyeceğimi ben de merak içinde beklemekteydim.
“Neden?”
Bu muydu yani! Seni arkadaşınla aldatan birisine nedenini neden soracaktın ki! Aldatmıştı işte, ötesi berisi yoktu. Aldatmışlardı ve bunu sana söylemeye karar verdiklerine göre sürekli olacaktı ve artık aldatmak istemiyorlardı. Söylemeden önce ne kadar geçmişse o kadar zamandır aldatmışlardı. Bu zamanın da bir önemi yoktu.
Hah, o da açmıştı ağzını işte. Hiçbir önemi olmayan bir cevap verecekti.
“Birbirimizi seviyoruz işte.”
Aman ne güzel, sevdikleri belliydi tabii. Ya da bunu söyleyecekleri. Kimse;
“Heyecan olsun diye işte,” demezdi ki.
Sorumu yuttum.
Az kalsın;
“Beni sevmiyor musun,” diyecek, ezikliğime eziklik katacaktım.
İşe yarayabilecek ne söyleyebilirdim?
“Tamam o zaman, evden sen ayrılacaksın tabii.”
“Evi satsak nasıl olur?”
“Tabii ama para bana kalacak.”
“Neden! İkimiz ortak almıştık ama.”
“Her şeyin bir bedeli olmalı canım benim. Birisine verdiğin sözü bozmak bu kadar kolay olmamalı. Senin bir çocuğun var, onu bırakmak… Bir şey feda etmen gerekiyor. Hem belki onu başkasıyla aldatmazsın böylece.”
“Çocuğumu bırakmayacağım ki!”
“Evet bırakacaksın. Çoktan bıraktın.
… Hem beni daha önce de aldatmıştın, bilmiyor muyum sanıyorsun?”
“Neden bir şey yapmadın?”
“Bilmiyorum. Konforuma fena düşkünüm herhâlde. Çocuk için olduğunu söyleyerek ikimize hakaret etmeyeceğim. Bir şey söylememek daha kolaydı işte.”
“Şimdi de evin parasını benden daha çok önemsiyorsun.”
“Evet, tabii ki. Şimdi bana işte bunun için beni aldattığını söyleyeceksin, ben kendimi savunmaya bile gerek duymayacağım. Sana daha fazla acıyacağım… Boş ver. Çocuğa veda edip def ol bu evden.”
“Sana dava açarım!”
“Aç, patronuna söyleyeceklerim olacaktır mutlaka. Çok sevgili Rıza Bey’e… Ya da senin deyiminle Saf Rıza’ya.”
“Ama ben sana güvenip de söylemiştim o şeyleri.”
“Ben de sana güvenmiştim. Seni seçmeden güvenmek zorunda kalan çocuğumuz da güvenmeye mecbur kalmıştı.”