23.10.2019

“Huzuru düşünürsünüz. Onu ne zaman, nasıl tadacağınızı… Aklınızdan ölümü geçirirsiniz. Ancak öldüğünüzde huzura kavuşacaksınızdır. Bu, büyük bir safsatadır, birçok kişinin devasa bir mutlulukla inandığı.
Huzurla mutluluğun arasındaki farkı sorar mısınız kendinize? Bunu bilemem; ama mutluluk ve huzur arasında bir fark olmak zorunda değildir. Birbirlerine yakın bile değillerdir çünkü. Mutluluk mutluluktur, huzur huzur. Kendilerine has tanımları vardır ve birbirleri karşısında tercih edilmelerine gerek yoktur. Bir insanın ikisine de ihtiyacı vardır.”
Bunları bir kalabalık karşısında söyleyen, on üç-on dört yaşlarında bir kız çocuğuydu. Semtin meydanında, küçük bir çiçek tartının kenarındaki betonun üzerinde dimdik duruyor, konuşuyordu. Elinde bir megafon vardı ama megafonlarda olan sesin anlaşılmazlaşma fenomeni bu megafon için geçerli değildi. Kızın sesi oldukça net ve karakteristikti. Megafon sesini bozmuyor, olduğu gibi insanların kulaklarına götürüyordu sadece.
Kızın diğer elinde bir gül vardı. Bir tenekeye dikilmiş, köklerini topraktan ayırmamış bir gül…
Hem megafonu hem de gülü taşıdığına göre bir kız çocuğuna göre çok güçlü olmalıydı.
İnsanların gözleri, çocuğu alıp götürecek bir polis arıyordu. Belki birden fazla… Birisi elinden tenekesini, diğeri megafonunu alacak, üçüncüsü de kızı kelepçeleyecekti. Onlarsa bunu izleyecekler ve hiçbir şey yapmayacaklardı. Polis falan gelmemişti; ama değişen bir şey yoktu. İnsanlar yine hiçbir şey yapmamaya devam edeceklerdi nasıl olsa. Düşünmeyeceklerdi. O kızın neden orada olduğunu, neden o cümleleri sarf ettiğini, neden başka şeyler, mesela siyaset değil de huzurdan ve mutluluktan bahsettiğini…
Belki bu soruyu sorar sormaz cevabı hazır bulacaklardı zihinlerinde. Öyle ya, bir kız çocuğunun aklı siyasete ermezdi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir