Orada oturmuş meditasyon yapıyordu. Boynunda da sembolü altın bir kolye vardı. Bir burç sembolü olan altın bir kolye ucunu taşıyan, kalın ve altın bir zinciri olan bir kolye. İnsanın gözü takılıyordu ister istemez.
Bir anda, koskocaman bir sıcak hava balonundan taşarcasına bir öfke doldu göğsüme. Taşacak bir yeri yoktu burnumdan başka. Ağzım kapalıydı, açarsam bağıracaktım.
Hiçbir şey düşünmüyor muydu gerçekten? Gerçekten mi! Yani şimdi o meditasyon yapıyordu ha! Öyle mi!
Her şeyi vardı. Buna rağmen, yüzündeki huzur kapanan gözkapaklarının arkasında yanan gözlerinin aç ışığı, hâlâ doymadığını açıkça gösteriyordu.
Ağzımı açmadım. Keşke açsaydım…
Çünkü onun yerine ellerimdi harekete geçen.
Bir elimle o incecik boynunu tuttum. Diğeriyle de o kalın zinciri…
O bilmem hangi saçma burcun sembolü avcumda, öfkemin ışığıyla yanıyor, tıpkı bir vampire tepki gösteren haç gibi avcuma kendisini damgalıyordu.
Ve zincir onu boğuyordu. Artık yüzünde huzur yoktu. Gözleri belermiş, bu kez sadece soluğa aç bir ışık belirmişti bu iki şeytani kürede. Dili, o mosmor dili, dışarıya fırlamış, bu kez insanı bayan sesler çıkarmak yerine salya sızdırmaktaydı.
***
Bana çok kısa gelen bir süre sonra, sonunda ölmüştü. O ölmüştü ama ben rahatlamamıştım. O sıcak hava balonu koskoca bir sepeti havaya kaldırabilse de beni yerimden bir milim olsun uçuramamıştı. Bilakis, bir yaşamın ağırlığı yüklenmişti omuzlarıma.
Sefil bir hayatçık olsa da…
Ellerimi üzerinden çektiğimde, sağ avcumun yandığını, o burcun avcuma çıkmayacak şekilde kazındığını fark ettim. Acıyordu…
Avcuma baktım… Bitmek tükenmek bilmeyen bir kahkaha doldurdu bu kez göğsümü. Ancak şimdi fark edebilmiştim. Onunla aynı burçtaydık.