12.02.2019

Birisini çok seversem, hakkında çok fazla düşünürsem üzerime hemen onun kokusu siniverir. Daha doğrusu, beynim ter bezlerime, koku yapan tüm hücrelerime emredip onun kokusuna büründürür beni. Bereket ki bu çok fazla olmaz. Yani birisini bu denli düşündüğüm, ona bürünmek istediğim son derece nadirdir. Yakın zamanda kokusuna büründüğüm kişi bir çocuktu. Ergenliğe girmemiş, tuhaf bir çocuk. Yine vücudumda o ham kokuyu almak harika bir değişiklikti. Koşup oynadığında dahi kötü kokamayan, sadece hafif ekşimsi kokmayı becerebilen biri olmuştum tekrar. Ekşi bile denemezdi bu kokuya. Sanki insanın ilk hali olmanın getirdiği, yaşamın kıyısında ya da girişinde olmanın kokmamışlığı, ekşi bile olamamışlığıydı bu. Önce …

Okumaya Devam Et

09.10.2018

Erhu, Yan flüt, kahon ve ukulele… Yaylı, üflemeli, vurmalı ve telli… İşte muhteşem bir quartet… Erhu çalan aynı zamanda şarkı da söylüyordu ve söyledikleri şarkıların sözlerini de o yazmıştı. Ukulele çalan da eşlik ediyordu şarkılara. Bir vidanın şaftındaki dişliler gibiydiler. Ayrı ayrı gözüken ama bir olduğu için, arasına tırnağını koyduğunda baştan sona kadar ilerleyebileceğin kadar bir ve akışkan. Grubun adı Bukalemun’du; çünkü dördü de sürüngenlere meraklıydı ve tarz değiştirmeyi seviyorlardı. Yapmak için değil, eğlenmek için… Müziği her haliyle seviyordu onlar. Bir gün, kahon çalan hiçbir şey demeden gitti. Artık üç kişi olmuşlardı. Kalmamıştı grubun ritmi. Kimse bilmiyordu kahoncunun nereye gittiğini. …

Okumaya Devam Et