11.02.2020

Bir sırrı, başka birisinden duymadan; anlamanın, bulmanın; ya da çözmenin mutluluğunu pek az şeye değişirim. O gün de öyle olmuştu. Bir sırrı çözmüş ve mutlu olmuştum. Sırlar bana ip yumağının içindeki küçük bir saç teli gibi gelir hep. Bu saç teli, yemekte bulduğun saç telleri gibi mide bulandırmaz. Organik olduğundan zarar görmeden tahliye etmek istersin onu diğer tellerin arasından. Onun için hassas davranırsın. İpek de olabilir bu. İlle de saç teli olmak zorunda değil sonuçta. Sırrın niteliğine göre değişir. Mesela benim o gün bulup ayırdığım şey ipekti. Çok değerli ve eşsizdi. Ama birisinin saçları için de ipek diyebilirsiniz. Onu ipeğe …

Okumaya Devam Et

26.02.2019

“Merhaba,” demiştim size. Duyamadınız değil mi sesimi? Tabii duyamazsınız; çünkü bir sesim bile yok benim. … Ama şimdi duyabilirsiniz. Yazdıklarımı okuyabilirsiniz. Çünkü artık bir sesim ve ellerim var. Epey hareketli ve çeşitli organları bulunan bir bedenim var… Daha önce yoktu. Eskiden, küçük bir kurttum sadece. Etli, siyah bir bedenim, küçücük bir uzantım bulunuyordu beyaz renkli ve derimden daha sert ve sivri olan. Oysa şimdi hem bir kurdum; hem de bir insanım. Ben gidersem hiçbir şey yapamayacak olan bir insan bedenini mesken edindim kendime. Aslında bu meskeni inşa ettim desem daha doğru olur. Tek farkla ki, üst üste koyarak değil de; …

Okumaya Devam Et

24.02.2019

Ondan nefret etsem de kokusunu çok seviyordum ve böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştım. Acaba daha önce sevdiğim birisinin ya da bir şeyin kokusuna mı benzetmiştim? Tam olarak anımsamıyordum. Ondan niye nefret ediyordum? Bir kere beni dinlemiyordu. Ben merkezciydi. Kaç defa ağlarken kendisinden bahsetmişti. Evet, sık ağlayan birisiydim; ama dakikada bir ağlamıyordum ya. Günde iki kere bile ağlamıyordum. Her gün bile ağlamıyordum yahu! Yine de o, ben ağlarken; kendisiyle ilgili herhangi bir şeyden bahsedebiliyordu işte. Diğer bir sıkıntısı, fazla titiz oluşuydu. Daha doğrusu, her şeyin onun istediği gibi düzenlenmesini ya da dağınık bırakılmasını istiyordu. Bunun için titizlikle uğraşıyor, inatla eşyaların yerlerini …

Okumaya Devam Et

18.02.2019

Sıkıca kapatılmış onlarca kutu. Hepsi farklı, birisi diğeriyle aynı özellikleri taşıyan bir tek kutu dahi yok o küçük dolapta. Dolap dediysem sadece açık raflardan oluşan bir şey. Kutular yeterince sıkı kapatılmış zaten. Etrafta nemi alsın diye mangal kömürü parçaları var. ve kutular etiketlenmemiş. İnsan özellikle etiketlenmediğini düşünüyor. Gizliliği sağlamak ya da bir tür kendisine yapılan gösteriş veya… kendini sınama güdüsü. Kutuların önüne geldiğinde “Bakalım hangi kutunun içinde?” diye soracak birisi var içinde. Birisi de duraksayıp mahcupça kutulara bakacak. Diğer biri çıkacak ve içlerinden birini gösterecek. Oysa etiketli olsa yalnız kalacak. Bakan da aynı olacak, açan da; koklayan da… Bu kutuların …

Okumaya Devam Et

16.02.2019

Her gün içine girdiğim bir dolap vardı içinde temiz kıyafetlerin bulunduğu ve ben o zamanlar Narnia Günlükleri’ni okumamıştım. Aklıma da gelmemişti, içine girdiğim dolabın başka bir evrene açıldığı fikri. Ben dinlenmek için giriyordum dolabın içine ve henüz üzerlerini kaplayacakları insanların kokularına bürünmemiş, tarafsız bir şekilde temiz kokan giysilerin eşliğiyle yatışmak… Belki de bu eşsiz tarafsızlığa kaçmak… O gün, bir kere giyilse de giyen insan kokan bir kıyafet, tüm o büyüyü bozana kadar da girmeye devam etmiştim.

Okumaya Devam Et

15.02.2019

Bir insan yanıma yaklaştığında, vücuduyla mı çok çalışmış yoksa zihniyle mi; yoksa çalışmayıp kendisini kuruntularla delirtmiş mi, anlayabilirim. Eh, bir burnum var benim. Kuruntunun kokusunu, zihinle çalışmanın kokusunu ve vücutla çalışmanınkini koklayabilirim onunla. Vücutla çalıştıktan sonra basitçe ve temizce ter kokar insan. Başlangıçta güneş ışığı gibi, sonra, eğer yıkanmazsa biraz bayatlamış bir ter olur. Bakteriler hemen anlarlar tembelliğin varlığını ve doluşurlar ona. Tembellik onlar için besin kaynağıdır. Ve barınak alanı. Zihinle çalıştığında daha mütevazı bir koku salgılanır. Ay ışığına benzer; ama yine eğer tembelseniz, bir tür bodrum katı gibi kokabilirsiniz bakterilerin de yardımıyla. Daha mütevazı olduğu için daha az kötü …

Okumaya Devam Et

12.02.2019

Birisini çok seversem, hakkında çok fazla düşünürsem üzerime hemen onun kokusu siniverir. Daha doğrusu, beynim ter bezlerime, koku yapan tüm hücrelerime emredip onun kokusuna büründürür beni. Bereket ki bu çok fazla olmaz. Yani birisini bu denli düşündüğüm, ona bürünmek istediğim son derece nadirdir. Yakın zamanda kokusuna büründüğüm kişi bir çocuktu. Ergenliğe girmemiş, tuhaf bir çocuk. Yine vücudumda o ham kokuyu almak harika bir değişiklikti. Koşup oynadığında dahi kötü kokamayan, sadece hafif ekşimsi kokmayı becerebilen biri olmuştum tekrar. Ekşi bile denemezdi bu kokuya. Sanki insanın ilk hali olmanın getirdiği, yaşamın kıyısında ya da girişinde olmanın kokmamışlığı, ekşi bile olamamışlığıydı bu. Önce …

Okumaya Devam Et

11.02.2019

Yalnızlığı henüz idrak ettiğim zamanlardı. İşte o zaman, o parfümün kokusuyla anladım gösterişin hüznünü. Gösterişli bir kokuydu ama edebi bir eser ve o eseri içime sindirdiğim zamanlardaki tuhaf yalnızlığımla, o gösterişli koku, hüzne bulandı. Tıpkı elektroliz yoluyla altın kaplanmışçasına… Şeker kokuyordu parfüm. Ağırdı, pahalıydı ve keskindi. O zamanlar on bir-on iki yaşlarında olmama rağmen, tazecik tenim, o ağırlığı taşıyabilirdi. Taşımıştı da… Bir sürü ıtırlı çiçek, baharat da vardı içinde. Onlar, sonra olacağım kadının ruhundan haber veriyordu şimdiden. Gösterişli ve hüzün kaplamalı… Tıpkı altın kaplama bir madalya gibi… O madalya ‘altın madalya’ değil midir? Kimse ödül verilirken ‘Bu madalya sarıya boyanmış …

Okumaya Devam Et

23.01.2019

“Sus…” “Ama…” “Sus dedim.” “…” Keşke o zamanlar susmasaydı. Ne zaman, kim, nerede, ne derse yapar, uyardı. Bundan bir şikayeti yoktu. Ona kolay geliyordu çünkü. Bir zayıf noktası da yoktu. İnandığı bir şey. İnanmış göründüğü şeyler, başkalarından, yanındaki en çok konuşan kişi olurdu bu genelde, duyduğu şeylerin seslendirilmesinden ibaretti. Sevdiği şeyler de öyleydi. Hep bildik, sevilmesi kolay şeyleri severdi. Yağmurdan sonraki toprağın kokusu, denizin sesi, bir gül yaprağının dokusu, çikolata, havayi fişekler… İnsanları, söylediklerini tekrarlamak için dinler, onları tekrarlamak için konuşurdu. İsminin bir önemi yoktu. Ona “Çok eksi bir” ya da “çok artı bir’ diyebilirdiniz. Eksinin ya da artının varlığı …

Okumaya Devam Et

15.09.2018

Hiçbir balık kırlangıç balığı kadar denizi kendi varlığında, tadında ve kokusunda taşıyamaz bana kalırsa. Kırlangıç Efe de bunu bilerek adamlarına kendisine Kırlangıç dedirtmiş, bana öyle söylemişti zamanında. Kırlangıç Efe kim mi? Deniz aşığı, tuhaf bir adam. İsyankar adam Kırlangıç Efe. Deli Dumrul’ların acımasız Azrail’i olma peşinde. Ama hiçbir şey eski zamanlardaki kadar basit değil artık. Ne Deli Dumrul’lar ayan beyan bir şekilde kuru bir çay üzerine bir köprü yapıp geçenden de geçmeyenden de para alıyor ne de Azrail’ler onları yakalayıp aman diletebiliyor. Artık Deli Dumrul’ların köprülerinin kuru bir çay üzerine yapıldığı geç, çok geç anlaşılıyor ya da hiç anlaşılmıyor. İşte …

Okumaya Devam Et