Büyük evleri pek sevmem. Oysa evime neredeyse bir konak denebilir. Epey eski olmasına rağmen kimse öyle dememiş ama bunun sebebi bu evin maliklerinin böyle şeylerle uğraşmayacak kadar kendileriyle dolu olması. Diğer insanların bu evi nasıl adlandıracaklarıyla ilgileneceklerine burayı çok daha yaşanılır, daha samimi bir yer hâline getirmeyi mesele etmişler kendilerine. Öyle kullanışsız, sadece antika oluşlarıyla ilgi çekebilecek eşyalar yok burada. Evet, eşyalar antika. Oymalarla bezeli her biri; ama sağlam ve kullanışlılar. Ben de bu insanların soyundan gelmiş olmanın dışında hiçbir bedel ödemedim bu eve sahip olabilmek için. Bu da bir bedel sayılmaz. Böyle büyük bir evin tek varisi olarak kalmak …
Etiket: sandık
26.01.2024
Henüz paslanmamış, teneke bir sandığın içinde duruyordu deniz kabukları. Bir sürü, bir sürüydü. İçlerinde güzel de vardı gösterişsiz de. Onları bir araya getiren özel bir arayışta değildi anlaşılan. Ama içlerinde bir tane vardı ki, o kendisinin farkındaydı. Yanlış anlamayın, o da bilmiyordu güzel ya da gösterişsiz olduğunu, ayırt edemiyordu o da bizler gibi. Yine de vücudunun sınırlarının farkındaydı, yanındakileri de fark edebiliyor, onları, içindeki boşluk sayesinde işitebiliyordu. Onları toplayıp oraya koyan onun kim olduğunu bilmiyordu. Oysa keşke bilseydi. Belki o sandığa sürüyle deniz kabuğu koymasının sebebini de öğrenirdi.
10.03.2018
Toprağı kazmaya başladı. Neden kazdığını, neyi amaçladığını, ne aradığını bilmiyordu. Yavaşça, emin kazma darbeleriyle, sabırla kazdı. Yıllarca tek işi bu oldu. Yüzlerce kürek ve kazma eskitti. Yoluna çıkan kayaları kırmak için balyozlar paraladı. Çukur üzerine yıkılmasın diye iskeleler çaktı, merdivenler yaptı… Ta ki, o kadar derine nasıl girdiği anlaşılamayan ve nasıl olmuşsa paslanmamış demir bir sandığa rastlayana kadar… Sandığı çok kolay açmıştı. İyi bir değişiklikti bu onun için. Sandığın içinde yepyeni, sapasağlam bir kazma, kürek ve balyoz buldu ve kazmaya devam etti.