10.06.2025

“Hepimiz kolaya kaçmayı severiz, bu bir gerçek. Yine de artık sadece kolayı sever olduk be yavrum,” demişti yaşlı kadın, o yoğun, kapkara gözlerini gözlerine sabitleyerek. Sanki kadının gözleri birer manyetik tornavidaydı da karşısındakinin deneyimsiz gözlerinin içine bir fikri vidalamaya uğraşmaktaydı. Karşısındaki gündelik düşünüp gündelik yaşayan, kendi hâlinde bir gençti. Gözleri kolay kolay vida tutmazdı. Nitekim elindeki telefona kaçamak nazarlar atmaktaydı. “Ne olmuş ki teyzeciğim? Sen de fazla yapışıyorsun geçmişe. Burcun neydi senin bu arada? Bence boğasın sen boğa.” “Ah be kuzum! İşte bak, beni hiç dinlemeden soruveriyorsun burcumu hemen. Çünkü kolaya kaçıyorsun. Beni hiç dinlemeden bir çantaya tıkmaya çalışıyorsun. Ama …

Okumaya Devam Et

09.10.2018

Erhu, Yan flüt, kahon ve ukulele… Yaylı, üflemeli, vurmalı ve telli… İşte muhteşem bir quartet… Erhu çalan aynı zamanda şarkı da söylüyordu ve söyledikleri şarkıların sözlerini de o yazmıştı. Ukulele çalan da eşlik ediyordu şarkılara. Bir vidanın şaftındaki dişliler gibiydiler. Ayrı ayrı gözüken ama bir olduğu için, arasına tırnağını koyduğunda baştan sona kadar ilerleyebileceğin kadar bir ve akışkan. Grubun adı Bukalemun’du; çünkü dördü de sürüngenlere meraklıydı ve tarz değiştirmeyi seviyorlardı. Yapmak için değil, eğlenmek için… Müziği her haliyle seviyordu onlar. Bir gün, kahon çalan hiçbir şey demeden gitti. Artık üç kişi olmuşlardı. Kalmamıştı grubun ritmi. Kimse bilmiyordu kahoncunun nereye gittiğini. …

Okumaya Devam Et