03.04.2026

Küçükken yaşlılarımın, ailemdeki büyüklerin, dizlerinin dibinde oturur, onları dinlerdim. Gülerek bir şey anlatmaya başlarlardı bazen. Anlatmayı daha bitiremeden defalarca bölünürdü hikâyeleri kendi kahkahalarıyla. Birbirlerine bakarlardı, birbirlerini güldürürlerdi. Çünkü bilirlerdi hikâyeyi. Sabırsızlanırdım… Yine de beklerdim sabırla o tatlı gülüşlerinin bitmesini. Açlıkla sonunu merak ederdim hikâyenin. Sonra… Başka dilde, onların, kendi ailemin bilip benim bilmediğim o dilde sonlandırırlardı. Ben öylece kalakalırdım. Sorardım, çoğu zaman duymazlardı beni kahkahalarının sesinden. Bazen umutla yükseltirdim sesimi. O zaman geçiştirirlerdi beni çevrilmeye çalışılmış ama hiç uymamış birkaç cümleyle. Yaşlılarına ait olamamış bir nesilden geliyordum. Hep onlarla gülmeyi arzulayan, korkutulmuş, uzaklaştırılmış o nesilden. Sonra, onların bana yaptığını yapmaya …

Okumaya Devam Et

22.06.2025

]Yağmur yağıyordu. Genç kızla delikanlı, yağmura aldırmadan söyleşiyorlardı. Bir saçak altına sığınmayı bile akıl edememişlerdi. Birbirlerinden ayrılamıyorlardı bir türlü. Genç adam, birazdan gidecek, genç kızı yapayalnız bırakacaktı. Genç kızın, uzun sapsarı saçları, kahverengi gözleri, bir heykeltıraşın elinden çıkmışa benzeyen çok güzel, düzgün hatları olan bir yüzü vardı. Genç adam ise, uzun boylu, kumral saçlıydı. Gök mavisi gözleri vardı. Gözlerinden onulmaz bir keder okunmaktaydı. Vedalaşmaya çok az bir süre kalmıştı çünkü. –Beni üç yıl bekle, üçüncü yılı dördüncü yıla bağlayan gece, kilise çanları on ikiyi çaldığı vakit gelmezsem benden umudunu kes, demişti genç adam. Genç kız susmuştu. Ondan asla umudunu kesmeyeceğini …

Okumaya Devam Et

10.06.2025

“Hepimiz kolaya kaçmayı severiz, bu bir gerçek. Yine de artık sadece kolayı sever olduk be yavrum,” demişti yaşlı kadın, o yoğun, kapkara gözlerini gözlerine sabitleyerek. Sanki kadının gözleri birer manyetik tornavidaydı da karşısındakinin deneyimsiz gözlerinin içine bir fikri vidalamaya uğraşmaktaydı. Karşısındaki gündelik düşünüp gündelik yaşayan, kendi hâlinde bir gençti. Gözleri kolay kolay vida tutmazdı. Nitekim elindeki telefona kaçamak nazarlar atmaktaydı. “Ne olmuş ki teyzeciğim? Sen de fazla yapışıyorsun geçmişe. Burcun neydi senin bu arada? Bence boğasın sen boğa.” “Ah be kuzum! İşte bak, beni hiç dinlemeden soruveriyorsun burcumu hemen. Çünkü kolaya kaçıyorsun. Beni hiç dinlemeden bir çantaya tıkmaya çalışıyorsun. Ama …

Okumaya Devam Et

14.07.2020

Çocukların kullandığı manyetik yazı tahtalarından birisi vardı önünde yaşlı adamın. Bir kaldırıma oturmuştu ve yazıyor, tahta dolar dolmaz da yazdıklarını siliyordu. Ben de karşısına geçmiş, yazdıklarını not alıyordum. İlk kez öylece bir yerlere bakarken gözüm ilişmişti tasına. Yazdıklarına bakmak sonra aklıma gelmişti. “Mahallenin delisi,” diye düşünmüştüm ilk başta. Sonra gözlerine baktım, muzaffer gözlerine… İşte ondan sonra aklıma geldi merak etmek. Ondan, o andan sonra da bir daha kalkamadım karşısından.

Okumaya Devam Et

10.05.2020

Birbirlerini dinlemeyen, otomatik cümlelerle konuşan insanların arasında sivrilmemin, tuhaf karşılanmamın tek nedeni hiçbir şeye inanmadığımı, yani bir nihilist olduğumu söylemem olduğuna inanamıyorum bir türlü. Pek sivrildiğimi de söyleyemem; ama tuhaf karşılandığım doğru. Resmen insanlar beni bunu söylediğim için küçümsüyor yahu! İnanabiliyor musunuz? Oysa benim yaptığım tek şey, onları kendilerine yansıtmak. Nasıl olur da hiçbir şeye inanmam ben! Ben mi? Hani her sabah yediğim yumurtaların sarılarını kedilere afiyetle yemeleri için ikram eden ben… Hani tüm gün, köpek gibi çalıştıktan sonra akşamları köpekleri doyuran ben… Hafta sonlarında yaşlılarla saatlerce bulmaca çözen, defalarca dinlesem de; anılarını ayrıntılarıyla dinlemek isteyen, dişsiz gülümsemelerini çekip alıp …

Okumaya Devam Et