03.12.2017

Sandalyesinde oturmuştu. Gururluydu. Ayaklarının altına yatmış yakışıklı adamı ayağıyla dürttü, tasmasını kavradı ve önden dört ayak üstünde genç ve yakışıklı adam, arkasından tasma elinde dimdik yürüyen gururlu adam, , ofisten çıktılar.
Eve gidecekti. Tasmalı adamın küçücük bir kulübesi vardı. Tanrının dokunduğu kör adamınsa saray gibi bir evi…
Yanlarından geçen tahtırevan üstünde oturan kadın da tanrının dokunduklarındandı. Kamburdu ve anlaşılan o ki kas erimesi vardı. Tahtırevanı çekenler de tasmalı adam gibi güzel kadınlardan ve yakışıklı adamlardan oluşmaktaydı.
Tanrının dokundukları ve dokunmadıkları….
İşte hayat bu kadar basitti bu dünyada. Eğer tanrı sana dokunduysa, yani bir sakatlığın, hastalığın ya da buna benzeyen bir şeyin varsa ayrıcalıklıydın. Yok sağlamsan tanrının dokunduklarının hizmetkarı olurdun ve bunu büyük bir gururla yapardın. . Bu kadar basitti hayat. Belki tanrı sana da dokunurdu. Şanslıysan tabii…
Boynunda tasma olan adam bu durumdan gayet memnundu. Onu hizmetkarı olarak seçen adam bu dünyadaki en yüksek mevkideki birisinin vekiliydi. Normalde dünyadaki en yüksek mevkideki tanrının dokunduğu en sakat kişi olarak belirlenirdi ama onunla iş yapılamayacak denli bu dünyadan kopuk olduğundan, vekiller tayin edilirdi. İşte bu adam da bu vekillerden en yüksek olanıydı.
Tanrının dokunduklarını refah içinde yaşatacak en mantıklı çözümler, işte bu adamdan çıkmıştı. Hizmetkarların tanrının dokundukları olmalarını kolaylaştıracak değişiklikler de…
Mesela, dört ayak üstünde yürürken her an özensizce döşenen bir taşa eli sıkışabilirdi. Tahtırevanları taşırken yollar yüzünden düşülebilirdi. Toplu taşıtlar bilerek özensiz sürülüyordu mesela. Eğer içlerinde tanrının dokunduğu biri yoksa tabii. Ya da elektrik direkleri, sokak lambaları, trafolar, içlerinde hizmetkarların oturduğu binalar… hiç özen gösterilmeden yapılıyordu.
Her şey o kadar özensiz yapılıyordu ki, her an biri tanrının dokunduklarına katılabilirdi. İşte bu, tamamen bilerek yapılıyordu.
Genç ve yakışıklı adamın zevkle hizmet ettiği adam, dünyanın tüm insanlarının tanrının dokunduklarından olmasını hedefliyordu.
Peki o zaman kim hizmet edecekti? Bazen, hizmetkarını yanına alıp bu tür tartışmalar yapardı onunla. Aslında buna pek tartışma denemezdi. Bu bir tür onaylama ve az onaylama seremonisiydi. Hizmetkarın az onaylaması, onun olumsuz düşünmesi demekti ama tanrının dokunduğu birisine hayır denemezdi.
Kör adamsa, herkesin eşit olması gerektiğini savunuyordu. Bunun içinse herkese tanrı dokunmalıydı.
Tek düşündüğü şey, bu işin en çabuk tarafından olmasıydı. Gelgelelim, bunu nasıl yapacağını bir türlü çözememişti.
Bir gün, bir bilim adamı, elbette tanrının dokunduğu biriydi, ona bir fikir verene kadar.
Medya araçlarıyla subliminal mesajlar yayınlayarak; insanların sakar olmalarını, hatta kendilerine bilerek zarar vermelerini sağlamak…
Bu fikri sevmişti sevmesine de; dini açıdan değerlendirilmeliydi. Gerçi onun düşüncesi dini açıdan günahtı; eşitlik diye bir şey yoktu dine göre çünkü. Hizmetkarlar olmalıydı. Bu caizdi…
Yine de bir fetva bulunmalıydı elinde.
Tereyağından kıl çekercesine halletti. Fetva elindeydi.
Subliminal mesajlar hazırlanmış, medya aracılığıyla yayılmıştı.
O gün gelmişti sonunda. Adamın beklediği gün…
Ne olacaktı peki şimdi? İsyan çıkmıştı koca dünyada. Hizmet edecek kimse yoktu…
Herkese tanrı dokunduysa, herkesin kendisine hizmet edip birbirlerine yardım etmelerinden başka bir çözüm kalmamıştı.
Ne var ki, durum hiç de öyle olmadı. Bu kez tam tersi olmuştu. Tanrının az dokundukları, o kargaşada otoriteyi ele geçirip durumu tam tersine çevirmeyi bildiler. Yani artık tanrının dokundukları kendileriydi ve diğerleri mutlaka günah işledikten sonra eciş bücüş olan hilkat garibeleriydi…
Kör adam, bunları gördü ve üzüldü.
Ve merak etti…
Tanrı neredeydi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir