08.03.2018

Karanlık zamanlar yaşanıyordu. İnsanlığın üremesini sağlayacak iki cins arasında büyük, kanlı bir iktidar savaşı kayıplarla sonlanmış, emektar gezegenimiz dünya tükenmişti ve iki ayrı gezegene taşınmıştı insanlık. Bölünmüştü. Kadınlar Kadınya’ya, erkekler de Erkekye’ye…
Sperm ithal ediyorlardı kadınlar ve erkek çocuklarını ihraç ediyorlardı Erkekye’ye. Anlaştıkları tek konu da buydu zaten. Artık birbirlerinden nefret ediyorlardı. İki gezegen arasındaki ışıkyılları bile nefretlerini hafifletmemişti.
Bu kadim nefret çocuktan çocuğa geçiyordu. Dinlerinde bile karşı cins şeytan oluyordu.
Aynı gün, Kadınya’da iki çocuk doğdu ayrı kadınlardan. İki farklı cins…
Nasıl olduysa, bir talihsizlik eseri aynı küveze koydular onları bir an. Solukları karıştı birbirlerine. İlk gördükleri şey birbirleriydi.
Sonra erkek Erkekye’ye gönderildi.
Günbegün büyüyorlardı ikisi de. Hayvanlara bakıyorlardı ve çiftleştiklerini görüyorlardı. kuşların ve böceklerin kurlarına şahit oluyorlardı. Köpeklerin ve kedilerin kavgalarına. Dişisi için avlanan bir hayvana bakıyorlardı bir, bir de insanların nefretine.
Erkeği öldükten sonra yemeden içmeden kesilip ölen bir anguta bakıyorlardı, bir de insanlardaki tiksintiye.
Şaşıyorlardı bu işe ikisi de.
Rivayet olunur ki, zihinleriyle ışıkyıllarını önemsizleştirip anlaştılar ve aynı anda bir uzay aracı yaptılar. Aynı şekilde, aynı ismi koydular onlara.
‘Eş’
Aynı anda yola çıktılar ve aynı gezegende mola verdiler. İşte o gezegende gördüler birbirlerini. Yüzyıllardır ilk kez değmişti bir kadının eline bir erkek eli. Yüzyıllardır ilk kez bir erkeğin saçlarını okşamıştı bir kadın.
O gezegene, ‘İnsanya’ adını verdiler ve kendi gibilerini de çağırıp orada çoğaldılar. İktidarı paylaşarak yaşadılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir