Onunla bir anlaşma yapmıştım. Sonuçlarını çoktan tahmin etsem de içimdeki kaşındıran umut beni bu şekilde davranmaya itmişti. Kutsal kitaplardaki Tanrı şeytanla anlaşırken böyle mi düşünmüştü? O da benim gibi içten içe umutsuz muydu? Ve anlaşmayı yaptığım varlık, şeytan gibi kendisinden emin miydi? Eh, aksi için hiçbir sebep yokken onu suçlayamazdım. Dünyaya geldiğinde onu benden başka kimse görmemişti. Gerçi kolaycacık gözle görülebilir bir formda da sayılmazdı. Ben bile yemek üzere olduğum bitkinin üzerinde olduğundan onu tesadüfen fark edebilmiştim. İnsanlardan çok daha akıllı olduğum, zevklerimin onlardan katbekat gelişmiş olduğu bir gerçek olsa da türdeşlerimin beslenme alışkanlıklarına uymaktan başka bir şey yapmayı artık …
Etiket: kadın
18.03.2025
Ne Halt edecektim şimdi! İş görüşmesine gittiğimden takım elbisemle yola çıkmıştım. Jilet gibi ütülemişti karım. Güvenli evimden sokağa çıkınca, işe gitmek için otobüse binecek para olmadığından çok çok erkenden, sabah namazından çok önce kalkıp yürümek zorunda kalmıştım. Ara sokaklardan birinden geçerken birkaç genç adam önüme çıkıp para istemişlerdi. Paramın olmadığını anlamışlardı ama iş işten çoktan geçmiş, beni iyiden iyiye tartakladıklarından elbisem berbat olmuştu. Artık benim de gözüm mosmordu. Takım elbisemin de ütüsü bozulmuştu. İş görüşmesine gitmeye kararlıydım ama işi alacağım konusunda hiç umudum yoktu. Ne zamandır iş arıyordum. Bulmak için küçücük bir ümidim olunca da böyle olmuştu işte. Ama çoktan …
01.04.2020
“Merhamet,” dediğiniz şey o kadar kolay bir şey değildir beyler. Göstermelik bir çift sözle ya da yardımla olacak şey de değildir. Biz kadınlarda çoğunlukla doğuştan olan, zorbalıkla köreltilebilen bir şeydir. ‘merhamet’ sözcüğünün köklerinden türetilmiştir, sadece bizlerde bulunan bir organ. Sizler, beyler, sadece almayı bildiğinizi düşünürsünüz. Böyle düşünmek işinize geldiğinden… Biz de verdiğimizi zannederiz. “Almak” ancak kendinize çok yakıştırdığınız zorbaların işidir çünkü. İşe yaramaz ya da eksik olduğunuzu düşünmemenizi ancak böyle yaparak sağlayabilirsiniz. Oysa öyle değilsinizdir ki. Sadece doğuramıyorsunuz. Yalnızca bizimle olmadığınızda kendinizi eksik hissediyorsunuz. Bilmiyor musunuz ki bizler de sizden uzak olmaya dayanamıyoruz? Evet, doğurabiliyoruz… Ne olmuş yani dünyaya üzerinde …
26.03.2020
Yıllar, yıllar önceydi. Dünyanın kurtarılmaya ihtiyacı vardı ve tek kurtuluş onun sihirli elleriydi. Evet, bir adam değildi o. Evet, bir ‘kahraman’ da denemezdi ona. Yine de; sadece onun ellerinde şekillenen bir kurabiye hamuruyla ve yaptıklarını sadece o yediğinde kurtulabilmişti kocaman dünya. Dünyanın ihtiyacı olan ne varsa, küresel ısınmayı engelleyen, havayı temizleyen bir ağaç; ya da plastikleri toplayıp yiyen bir kurtçuk sürüsü yapıyordu yine kendi elleriyle yaptığı kurabiye hamurundan. Ya da poğaça… Fark etmiyordu. Bazen virüsleri toplayıp çeken bir elektrik süpürgesi yapıyordu; bazense ekonomimizi destekleyen bir sürü para… Hepsini yiyordu ve dünya düzeliyordu. Havadan para geliyordu bankalara; ya da denizdeki plastikler …
15.03.2020
Kestaneleri çiğ yemeyi seviyor. Pişmiş kestanelerden sanki ruhları uçup gidiyormuş gibi hissediyor. Tatları kaçmış, yapaylaşmış gibi. Sanki yapmacık bir sıcaklıktan başka bir şey olmayan bir tür huzura benzeyen; ama ilgisi olmayan bir hâle bürünüyor kestaneler piştiklerinde. Kestanecilerin yanından geçerken bunun için hep burun kırıştırıyor. “Abla,” diyor genç bir kestaneci yüzünü umutsuzca buruşturarak. “Bir tane alsana, bak ne güzel kokuyor.” Hiçbir şey satmamış galiba. Alıyor, sadece o umutsuzluğun silinmesi için. Sonra, onu elleri üşüyen ve devamlı ‘ü üü üüü’ diyerek bir horozu taklit etmeye çalışan, yaşlı bir kadına veriyor. Kadın bitmez tükenmez ‘ü üü üüü’lemesine kestaneleri elinde tutarak ellerinin ısınması ve …
16.02.2020
Farklı bir insanı seviyor o. Son derece ilginç bir adam. Diğerleri gibi değil. Diğer adamlar ve diğer kadınlar gibi olmak istese de mayasında bambaşka bir şey var. Bambaşka bir tür tutku… Tıpkı kendisi gibi. Onu bulması kolay olmamış. Sevdiğini anlaması da… Ayrılmak da hiç kolay olmayacak; ama olmalı. Ayrılmalılar… Birbirlerini değiştirmeden; normalleşmeden derhal ayrılmalılar. Belki, kendi başlarına değiştiklerinde bir daha bulurlar birbirlerini…
29.01.2020
Kitabın sayfalarına nazaran kalın ve parlak arka kapağını bıraktığımda içim bilmem kaçıncı defa burulmuştu. Onu özleyecektim. Sanki bu kez daha fazla, daha derinden özleyecektim. Onun yerinde olabilirdim. Öyle birisi olarak yaşayabilirdim. Onun gibi olmamam için geçerli hiçbir sebebim yoktu. Cinsiyetlerimiz aynıydı. O da ayrıcalıksız olan cinsiyete mensuptu benim gibi. Cüsselerimiz, boylarımız, inançlarımız, konuşma tarzlarımız… aynıydı. Aramızda çok az fark vardı. Adlarımız, yaşadığımız toplum, etrafımızdakiler… Bir dakika, etrafımızdakilerin bir kısmı benzer türde insanlardan müteşekkil sayılabilirdi. Onun hayatında önemli olan birkaç kişi benimkilerden fersah fersah farklı olsa da. Ne var ki. Yine de bu durum mızmızlanmam için yeterli bir bahane değildi. Dünyasına …
15.01.2020
Ellerime krem sürmekten hiç hazzetmesem de o rica edince kıramamıştım. Ayyy! Hem de yapış yapış vazelindi sürdüğüm krem. Bu farklı kokuyormuş, o çok seviyormuş. Biraz farklıydı; ama elimi bulaştırmaya değecek kadar güzel kokmuyordu. Şu ana kadar kokladığım hiçbir krem öyle değildi. Ellerimi yıkasam geçmeyecekti. Of! Sonra elimi tuttu. Bunu hep beklemiştim. Kaç yıldır hem de; ama onu hissedemiyordum bir türlü. Elimdeki kremin iğrenç kalıntısı her şeyi maskeliyordu. “Bak, gördün mü, beni sevmiyorsun işte.” “… Ne?” “Kremden nefret ettiğini bilmiyor muyum sanıyorsun?” “Beni mi sınadın sen yani şimdi?” “Seni o kadar çok seviyorum ki!” “Emin olmak istedin…” …” Bir küfrederdim ama; …
26.12.2019
Bir kavgaya şahit olmamıştım daha önce. Yani bu kadar yakından değil. Bıçaklar uçuşuyordu ve insanlar kükrüyordu, düşünsenize! Benim gibi bir kadın, evinde annesiyle,; yoğun bir sessizlik ve beğenmezlik bulutunda ikamet eden, ellilerini süren, hiç evlenmemiş bir kadın, üç erkeğin kavgasını yakından, çok yakından izliyor. O erk, o kendini tutmadan saldırma özgürlüğü, o sakınmaksızın kanama cesareti… İmrendim! Gerçekten imrendim… Sonra bir baktım, ben de karışmışım kavgaya. Bir an seyretmekte, bir sonraki an kavga etmekteydim. İşte, bir bıçak artık elimdeydi. “Ah!” Bıçak yumuşak bir şeylere batmıştı.! Bıçak, bıçağım, birisini öldürmüştü. Yetmemiş miydi? Ayakta iki kişi daha vardı ve bıçağım açtı…
25.11.2019
Soğuk bir makinede çarpıyordu. Yaşamaya çalışıyordu ama ne bir şey pompalayabiliyordu ne de ısınabiliyordu. Zaten eğer sıcak kanı pompalayabilseydi ısınabilecekti. İşini yapamadığı için üşüyordu. Ne oluyordu? En son yaşadıklarını hatırlamaya çalıştı. Bir çocuğun isteği üzerine bir yere gitmişti. Çocuğu tanımıyordu; ama sokakta yaşayan bir çocuk olmalıydı. Üstü başı perişandı ve kokuyordu çünkü. Çocuk ona “Bir kediyi kurtarmak ister misin?” diye sormuştu. O da tabii ki onaylamıştı. Neden istemesindi ki? Bunun üzerine çocuk onu önüne katmış ve kendisinin aksine tertemiz bir yere götürmüştü. Onu derken; bir parçası olduğu kadını… Ameliyathane gibi bir yerdi burası. Çocuktan başka kimse yoktu. Ve masada yatan …