25.01.2018

İçimde devasa bir boşluk vardı. Sanki bir parçam uzun zaman önce beni terk etmişti ama daha yeni fark etmiştim bu durumu. Öyle bir boşluktu işte ve ben, beni terk eden şeyin ne olduğunu bilmiyordum. Daha kötüsü de bu boşluğu doldurmaya çalışıyor, bir sürü hata yapıyordum. Tıpkı bir dedektif gibi yapmalıydım aslında. Boşluğun ne zaman başladığını bulup o zamandan beri kendi içimde neyin eksik olduğunu aramalıydım. Teoride bu kadar basit olan şey pratikte hemen hemen imkansızdı. İnsanın kendisini sorgulaması çok zor oluyordu ve yavaş işliyordu. Güvenilir de değildi.
Bir sabah, güneşin doğuşunu izlemek için erkenden kalkmaya karar verdim. Bilinçli olarak ilk kez yapıyordum bunu. Neden yaptığımı anlamasam da iyi bir şey yaptığımı biliyordum ve bu benim için yeterliydi. Kendi kendimi erken kalkmak konusunda ikna etmek için…
Bu kararı bir gün önceden vermiştim. Sabah kalktığımda, ilk önce onu fark edemedim. Hayır, güneşin doğuşunu değil… İçimdeki boşluğun doluşunu…
Sonra, hayretle, hiçbir şey demeden; gösteriş falan yapmadan; ruhumdaki koltuğuna oturup içimdeki boşluğu doldurduğunu fark ettim onun. Boşluk dolsa dahi, gelenin ne ya da kim olduğunu anlayamamıştım. Sadece geldiğini, yerine kurulduğunu biliyordum. Gelen kim ya da neydi, en ufak bir fikrim yoktu. Bunu bildiğimde, onu bir daha kaybetmeyecektim. Onu bir daha kaybetmemek için öğrenmeliydim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir