25.09.2018

İnsanlığın doğasıyla ilgili günler ve geceler boyunca düşünmüştüm. Ölümle, ölümsüzlükle, yasak elmanın mahiyetiyle, kadın ve erkekle ilgili. Bunların kutsal metinlerde ve destanlardaki mesajlarıyla ilgili…
Sanki sadece düşünerek tüm cevapları bulabilecektim… Ve biliyor musunuz, tam da öyle olmuştu. Cevapları sadece düşünerek olmasa da bulmuştum. Bunun için düşünmeye, uzun uzadıya düşünmeye çok şey borçluydum elbette.
Düşüncelerimin sınırlarını çizen kutsal metinler; tıpkı birbirlerine paralel mendirekler gibi, düşüncelerimin gereksiz taşkınlıklarına set çekip olgunlaşmış fikirlerime demir atacak bir ortam sağlamışlardı.
Kuşkusuz bilimsel araştırmalar…. Onlar olmasaydı hiçbir şey yapamazdım herhalde.
Tüm bu düşünme, fikir bulma, onları bilimsel araştırma ve kanıtlarla olgunlaştırma sonrasında, elime somut bir şey geçmişti.
Küçük bir kapsül… Bir ilaç…. Ölümsüzlük ilacı…
Adını “Gılgameş” koyduğum bu ilaç, üzerinde denediğim bir sürü insanda işe yaramasına rağmen, ben, ilacı yapan kişi olan ben, yavaş yavaş ölmekte olduğumu hissediyordum.
Son nefesimi verirken; belki de ilacın endikasyon sahası dışında olabileceğim gelmişti aklıma. Öyle ya, ilaç insanlarda işe yarıyordu ama belki de ben insan değildim.
Belki de tıpkı Prometheus gibi ama başka bir şekilde, ölümle cezalandırılan bir tanrıydım ben. Çok küçük bir cezaymış gibi görünse de ölümlülerin içindeki tek ölümlü olacaktım anlaşılan.
Ve tekrar tekrar doğacak, hatırlamayacaktım. Tıpkı bir zamanlar yaşayan ve benim bilmeden; itekleyerek evrimleştirdiğim insanlığın, bir zamanlar olduğu gibi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir