Dümdüz, uçsuz bucaksız bir yerde dosdoğru gidemezsiniz çünkü önünüzde görecek bir hedef yoktur. Ama o gidiyordu. Gitmişti… Önünde görebildiği ya da işitebildiği bir hedef olmasa da. Hem de daha küçücük bir çocukken… Daha gidemeyeceğini bile bilmezken gidebilmişti. Yamru yumru bir ağaçtı. O devamlı gittiği, birçok şeyi bildiğini düşünen herhangi bir insanın hedef diyeceği şey, yaşlı, yamru yumru bir zeytin ağacıydı. Erkek olduğu için meyvesi olmayan, sadece etrafa göze zor görünür polenler saçan bir ağaç… Gözleri hiç görmese de o ağaca daima giderdi. Bir ileri bir geri yürür, manyetik bir çekimin yönlendirmesiyle o ağacı bulurdu. Kabuğuna dokunur, çizgilerini izlerdi parmaklarıyla. Ve …