Dümdüz, uçsuz bucaksız bir yerde dosdoğru gidemezsiniz çünkü önünüzde görecek bir hedef yoktur. Ama o gidiyordu. Gitmişti… Önünde görebildiği ya da işitebildiği bir hedef olmasa da. Hem de daha küçücük bir çocukken… Daha gidemeyeceğini bile bilmezken gidebilmişti. Yamru yumru bir ağaçtı. O devamlı gittiği, birçok şeyi bildiğini düşünen herhangi bir insanın hedef diyeceği şey, yaşlı, yamru yumru bir zeytin ağacıydı. Erkek olduğu için meyvesi olmayan, sadece etrafa göze zor görünür polenler saçan bir ağaç… Gözleri hiç görmese de o ağaca daima giderdi. Bir ileri bir geri yürür, manyetik bir çekimin yönlendirmesiyle o ağacı bulurdu. Kabuğuna dokunur, çizgilerini izlerdi parmaklarıyla. Ve …
Etiket: #zeytin
04.06.2020
Kalem kaş, kiraz dudak, ok kirpik, gül yanak… Güzel bir kadından bahsederken hep böyle bahsedilir değil mi? Edebiyatımız böyle övgülerle doludur. Oysa güçlü adalelerden, kalın sesten, gür göğüs kıllarından neden bahsedilsin? Bir kadının değil aşık olduğu bir erkeği övmeye, aşık olmaya, vurulmaya bile izni var mıdır ki? Edebiyat da musiki de erkeğindir. Kim ne derse desin bu böyledir. Bir kadının çeyiz sandığı geçmişti de elime geçenlerde. Muhtemelen hiç evlenmemiş; ya da sevmediği bir adamla evlendirilmiş bir kadındı. Sandığın içi bir sürü nota kâğıdı, süslü bir kutunun içinde, kemikten baş paresi olan muntazam açılmış, kaliteli bir ney ve bir sürü şiir …