25.02.2019

Salıncakta sallanmanın tuhaf bir tür bilgelikle bağlantılandığımız anlardan olduğunu düşünürüm. Bu vesileyle hayatın akışını düşünebilir insan. Bir ileri, bir geri… İleri gidemezsen geri gidemezsin çünkü. Ayaklarından güç alıp başlarsın sallanmaya. Önce yavaş yavaş… Ve her ileri geri salınışında ayaklarınla, gövdenle, hızlanmaya çalışırsın. Hızlanırsın da… Bazen de yavaşlamak istersin. Bırakırsın kendini. Birden değil de yavaş yavaş yavaşlarsın… Sonra aniden tekrar hızlanmak istersin. Başının dönüşü geçmiştir; ya da sebepsizce, daha doğrusu senin anlamlandıramadığın bir sebeple hızlanmak istersin işte. Ya birisinden ya da ayaklarını yere sallandırıp onlardan destek alarak başlarsın hızlanmaya. Ya da… Gövden ve havada sallanan ayaklarınla, yavaş yavaş, santim santim hızlanırsın… …

Okumaya Devam Et

28.12.2017

Bir parka gitmiştim bir gün. Herhalde otuz iki yaşındaydım ama gidip bir salıncağa oturmuştum. Tam sallanmaya başlayacaktım ki, beş yaşında; ama ciddiyetine bakılırsa benim yaşlarımda gibi görünen bir çocuk gelmiş ve: “Abla, biz o salıncağa binmeyiz,” demişti. Nedenini sorunca başını iki yana sallayıp öylece gitmişti. İstifimi bozmadım ve sallanmaya başlamıştım. Keşke çocuğu dinleseydim… Sallanmaya başlar başlamaz, etrafımda tuhaf gölgeler görmüş, acayip sesler duymuştum. Sanki beni fark etmelerini sağlamıştım salıncakta sallanarak. Ardından da yakamı bir türlü kurtaramamıştım onlardan. Sanki o salıncakta işaretlemişlerdi beni ve ondan sonra hayatımın her anında onları gözümün kıyısında görür, kulağımın kıyısında tuhaf seslerini işitir ve dokunma mesafemin …

Okumaya Devam Et