08.05.2020

Baslar her yerde sanki. Durduğum yerde yürüyormuşum gibi geliyor. Dayandığım ahşap tabure zangırdayıp beni adeta ileri itiyor. Oturacak kadar güvende hissetmiyorum kendimi. Sanki müziğin sallamasıyla o uzun ince ayaklar kırılıverecek ve ben ters çevrilmiş bir kaplumbağadan beter bir şekilde düşüvereceğim olduğum yere. Daha kötüsü, kimse bunun farkına bile varmayacak, insanlar hiçbir şey olmamış gibi müzikle tepinmeye devam edecekler. Müzik kendisini tekrarlayacak, tekrarlayacak, tekrarlayacak. Zamanın farkına bile varamadan oracıkta, patlamış mısır kalıntıları, tuzlu fıstık kabukları ve yuvarlanmakta olan zavallı tek tük leblebilerin ortasında kalakalacağım. Tabii ne kadar temizleseler de asla çıkmayacak o mide bulandırıcı kusmuk kokusunun hemen dibinde…
Burada ne işim var benim Allah aşkına! İçki bile içmiyorum ki!
Düşüncelerimden uzaklaşmak için gelmeyi düşünmüştüm güya… Hay ben benim aklıma…
Sözde içinde bulunduğum gürültü, düşüncelerimin gürültüsünü bastıracaktı; ama öyle olmadı işte. Sadece beni çaresizleştirdi gürültünün baskısı. Düşüncelerimse hâlâ zihnimde cirit atmakta.
Buradan derhal çıkmalıyım! O kadar çok insan var ki, sırtımı tabureden ayırmak için bile birkaçını itmem gerekecek.
Elimi kaldırıyorum ama aslında kafamı diğer insanların çarpmaması için korumak amacıyla yapıyorum bunu. Elimi kaldırmamla aynı anda müzik susuyor. İnsanlar da donuveriyor. Sadece benim hareket edebildiğimi anlayana kadar buna şaşırmak bile gelmiyor aklıma. Bu olduğunda bile, umurumda olan tek şey oradan çıkmak…
‘Dur!’ diyor bu insan yığınının ortasındaki göremediğim biri. Ses tonu oturmuş olsa da genç olan bir adamdan çıktığı belli.
Uumrumda değil, ona hiçbir borcum yok. Tek istediğim şey biraz sonra tekrar başlama ihtimali yüksek olan gürültüye bir daha maruz kalmadan kaçabilme. O sesin kime olduğunu anladım; çünkü önüme çıkıverdi.
‘Bu kadar insanın sadece sen sakinleşesin diye donduğunu anlayamıyor musun?’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir