20.05.2020

Uzak bir ülkenin ıssız bir adasında yaşayan küçük bir kız, oranın en ünlü Budha heykelinin bakımıyla görevlendirilmişti. Onun bulunduğu odanın köşesindeki bir hasır ve üzerindeki dikişsiz kumaştı tüm varlığı. Bu heykel, yağlanmazsa çatlayabilecek katman katman kabuktan yapılmıştı. Fazla yağlanınca da zayıflayıp çatlayacağından, ancak tam kararında yağlanması gerekiyordu. Tabii kızın elleriyle yaptığı özel bir yağla yağlanmalıydı.
Üç yıldır hiçbir yerinde bir çatlak olmadan bakıyordu ona. Diğer insanların dokunmasını engelliyor, minyatür, ana bir aslan misali heykele kanat geriyordu.
Oysa bir şeyler değişmekteydi. Her zamanki düzenle yağlamasına rağmen kurumaya başlamıştı heykel. Neredeyse çatlayacaktı ve eğer çatlarsa… yaşlı rahip onu öldürürdü. Aslında küçük kız bu heykelin kuruduğunu çok önceden sezmişti. Tıpkı kendi inancının kuruması gibi…
Acaba onun yüzünden mi kurumaya başlamıştı bu heykel? Küçük kız inancı sebebiyle gelmemişti oraya. Yoksul olup maharetli ve hafif ellere sahip olduğundan gelmişti. Ona para verilmiyordu. Ona verilecek parayla ailesine yiyecek bir şeyler gönderiliyor, böylece küçük kız rahat uyanabiliyordu. Oysa heykel çatlarsa ailesi doymazdı.
Bu heykel yüzyıllar önce yapılmıştı. Kimin yaptığı, ne tür kabuk kullanıldığı bilinmiyordu. Sanki heykelin bir ruhu vardı ve bazen onunla konuşuyor, ona bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Öyle hissediyordu küçük kız. Belki de; onu anlamadığı için kuruyordu o harikulade heykel.
İnançlı biri olmasa da bu heykeli çok seviyordu. Ona dokunmayı, onunla ilgilenmeyi, onu hafif hafif, dairesel hareketlerle silmeyi, yağlamayı, kendi ellerinin ısısı ve yağın ısıyı kalıcı hâle getirmesiyle ısınan gövdesinin sıcaklığının kendi ellerinden kaynaklanmasını seviyordu. Öyle yumuşak ve narindi ki, bir kabuk olduğuna asla inanılamazdı. Sanki yavru bir geyiğin kadifemsi boynuzundan yapılmıştı.
Oysa heykel bir soluk sonra çatlayacak kadar kuruyor, kurumaya da devam ediyordu.
Heykel onu ziyarete gelen insanların enerjileri, yaydığı titreşimler yüzünden mi kuruyordu? Onların bencil, yüksek frekanslı, mütemadiyen almak isteyen titreşimleri miydi sebep? Şu kendileri için huzuru almak isteyen, sonuna kadar açılmış aç burun delikleriyle, verir gibi yapıp asla hiçbir şey vermeyen ağızlarıyla yaptıkları nefes egzersizleriyle huzuru bulacaklarını zanneden vücutlar güruhunun hiçbir şeye hazırlıklı olmayıp huzuru arayan şaşkın ruhları mı kızdırmıştı heykeli yoksa?
Evet, haklıydı aslında. Küçük kız da çok kızıyordu onlara. Küreselleşen şu dünyanın, bir ıssız adada bile birbirlerine benzeyen insanları onu kızdırıyordu.
Görüyorsunuz ya, sadece bir hasırı ve üzerindeki kumaşı olan küçük bir kızın bile küreselleşmeden haberi olacak kadar küreselleşmişti dünya.
Kız buna emindi. Heykelin çatlamasının sebebi onlar ise, o bunu durduracaktı. Kimseyi değiştiremeyeceğini biliyordu. O sadece en azından bu oda içerisindeki birini değiştirip heykeli teselli edecekti.
İnançlı olmadığı belliydi; ama o samimiydi. Yaptığı her şeyi samimiyetle yapıyordu. Meditasyonu da öyle yapacak, heykelin ruhuyla bağ kuracak, titreşimleriyle onu sağaltacaktı.
Her şey buna bağlıydı. Ailesinin doyması, kendisinin heykelde bulduğu ruhsal ve bedensel huzurunun devamlılığı…
Hem belki onun huzuru diğer insanlara da bulaşırdı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir