28.03.2025

Keşke… Keşke birazcık mutlu olabilseydi!
Gözlerinin tta içine baktım. Uzun yüzü mutsuzluktan sünmüştü. Adeta kendi kendisini eritiyordu. Sivri çenesinde toplanmıştı sanki tüm derisi. Ve yüzü hâlâ erimiş, buruşmuş görünüyordu. Sivri çenesinin altında bir gıdısı yoktu ama çenesi katman katman büzüşmüş ve nasıl oluyorsa yine de gergindi. Çene kemiğiyle, demir bir kazığı sert bir toprağa saplayabilirdi. Daha gencecikti oysa. Boynundaki damarlar kalıcı olarak boğum boğumdu. Uyurken bile öyleydi bana sorarsanız. Mutsuzluk, gerginlik ve sinir bozukluğu bu adamın iliklerine işlemişti. Kanını içen bir vampir olsa ekşimiş bir yoğurdu içmiş gibi geri tükürürdü herhâlde.
Çok fazla kuralı vardı, çok fazla…
Çok fazla yargısı vardı içinde bir yay gibi gevşemeye hazır. Ve o yargıların uçlarında çok fazla ok vardı saplanmayı bekleyen.
Ve yanında duran kadın, onu seviyordu. Çok seviyordu. Çok fazla….
Yüzünden anlaşılıyordu sevgisi. Yumuşacık sesinden.
Adam bu sevgiden utanıyordu. Bu onu bir kat daha kızdırıyordu. Utanmaktan, utandırılmaktan bıkmıştı adam.
Adam bu sevgiden utanıyordu çünkü kendisini bir türlü sevemiyordu.
Orada üç kişiydik.
Adam, kadın ve ben.
Adamla kadın birbirlerini görebilse de beni göremiyorlardı.
Çünkü ben aslında yoktum.
Geçmişlerinde kalan bir gölgeydim yalnızca.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir