Mısır unu, yumurta, bir çay kaşığı karbonat, iki yemek kaşığı yoğurt, biraz tereyağı… Basit bir şeydi. Bu ekmeği yoğurmaya bile gerek yoktu. Yumurtaları biraz çırpmak yeterdi. Sıvı bir hamur olacaktı. Yağlanmış, kızdırılmış tavada uysalca şekil alacaktı. Yine de içinde başka bir şeyler de olacaktı bu basit ekmeğin. Bir şeyler işte. Sevgi kabilinden bir şeyler. Ya da inanç… Bir tür büyü… Sonra onu temiz bir beze saracaktı ki kokusunu herkes duyabilsin. Poşete asla koymazdı. Ve dışarıya çıkacak, dört aradan sonra sola dönecek, sağdaki yedinci apartmana girecekti. Hâlâ sıcacık olacaktı elindeki o yamru yumru ekmek. İki notalık çan sesini gizleyen zilin düğmesine …
Etiket: #adam
23.07.2025
Bir ara sokakta hançeresinin var gücüyle şarkı söylüyordu orta yaşlarını sürmekte olup pek yakışıklı sayılmayan adam. Sesi yaşının pürüzünü taşısa da inancının pürüzsüzlüğündeydi çoğu zaman. Bazı notalarda uhrevileşiyordu. Çöp kokan bir sokakta olduğunuzu tamamen unutuyordunuz onu dinlerken. Bazen de üç defa ölmüş kadar acı çekiyordunuz. Saçlarınız, bu şarkının biriktirdiği gamla, değirmende ağarmadığınızı kanıtlamak istercesine başınızda kıvranıyordu. Adamın bir dili yoktu. Sadece söylüyordu. Seslendirdiği her harf yaşamın kendisinden devşirilmişti. İcat edilmiş ya da öğrenilmiş bir dille ilgisi bile yoktu. Sonra emekleyerek; o çöp kokulu, sokağa yabancı olmayan özenle giydirilse de hırpani bir bebek gelip adamın ayakları önünde durdu. O da başladı …
16.07.2025
Gecenin ortasında, ıssız parkın pürüzlü taşlarının üzerinde, çıplak ayak parmaklarının ucuna basarak yürüyordu. Kusmuklara basmamaya çalışıyordu. Ve cam kırıklarına. Ve sivri taşlara… Ayakkabılarını kaybedeli günler olmuştu. Kaybettiği bir sürü şey arasında onu en çok üzen şey de bu olmuştu. Oysa ben olsaydım ruhumun kaybına daha çok üzülürdüm. Belki de henüz onu kaybettiğini fark etmemişti. Parmak uçlarına basmaktan yorulduğundan tam bir köpeğin özenle oluşturduğu bir idrar birikintisinin üzerine indi topuğu. Ama daha fazla umursayacak hâli kalmamıştı. O da cam parçalarına ya da sadece sivri taşlara basmamaya özen göstermekle yetinir oldu. Adamı uzaktan görünce sevindi. Mutluluğunun sebebi o değildi. Gerçekten mutlu olduğu …
22.06.2025
]Yağmur yağıyordu. Genç kızla delikanlı, yağmura aldırmadan söyleşiyorlardı. Bir saçak altına sığınmayı bile akıl edememişlerdi. Birbirlerinden ayrılamıyorlardı bir türlü. Genç adam, birazdan gidecek, genç kızı yapayalnız bırakacaktı. Genç kızın, uzun sapsarı saçları, kahverengi gözleri, bir heykeltıraşın elinden çıkmışa benzeyen çok güzel, düzgün hatları olan bir yüzü vardı. Genç adam ise, uzun boylu, kumral saçlıydı. Gök mavisi gözleri vardı. Gözlerinden onulmaz bir keder okunmaktaydı. Vedalaşmaya çok az bir süre kalmıştı çünkü. –Beni üç yıl bekle, üçüncü yılı dördüncü yıla bağlayan gece, kilise çanları on ikiyi çaldığı vakit gelmezsem benden umudunu kes, demişti genç adam. Genç kız susmuştu. Ondan asla umudunu kesmeyeceğini …
15.06.2025
O gün, genç adam garip bir rüya esintisiyle kalkmıştı yatağından. Üzerini giyinirken, rüyasını hatırlamaya çalışıyordu hala. Güzel bir rüyaydı. Bunu, sabah kalktığında içinin ıpılık olmasından anlıyordu. Ama nasıl bir rüya görmüştü acaba? Merak ediyordu. İçini böylesine ıışıtan bir rüyayı daha önce hiç görmemişti genç adam. Çabuk olmalıydı ama. İşine yetişmeliydi çünkü. Üzerini giyinmeyi bitirmişti. Şimdi sıra kahvaltı etmekteydi. Kahvaltısı, sıcak bir bardak tarçınlı sütlü kakaoydu. Onu içtikten sonra, işine gitmek üzere yalnız yaşadığı evinden çıktı. İşine yürüyerek gidiyordu. O’nun tek lüksüydü bu. Bir vergi dairesinde memur olarak çalışıyordu. Erkenden uyanır, işine yürüyerek, bazen de geç uyandığı için koşarak gider, işini …
14.06.2025
Bir papağanı alıp genetiğini gagaladığı her biyolojik şeyi kopyalaması için değiştirmiş, ona bir protez baş ekleyerek gagaladığı inorganik şeyleri de kopyalamasını sağlamıştı. Öyle ki, kopyaladığı insanlar asıllarının deneyimleriyle oluşuyorlardı. Eşyalar keza. Onlar da asıllarının aynısıydı. Adamsa tüm enerjisini, kopyalayamayacağı bir şey bulmaya vakfetmişti; çünkü kopyalayabildiği her şey onundu ve o, sırf onun olamayacak eşsiz bir şey arıyordu. Yıllarca aradı ve eşsiz hiçbir şey bulamadı. Ta ki bir gün rüzgârla gelip omzuna konan bir tohumu eline alana dek… Dalgınlıkla tohumu papağanın biyolojik başına uzattı. Papağan onu gagaladı. Bir tane atomla dahi aslını kopyalayabilmesine rağmen hiçbir şey olmadı. Belki de bu şey …
13.06.2025
İnci, bir arkadaşına doğum günü hediyesi almak için dükkanları dolaşıyordu. Eşsiz bir hediye olsun istiyordu; çünkü hayatında yapmayı sevdiği nadir şeylerden birisiydi hediye almak. Dolaşa dolaşa çıkmaz bir sokağa girdi. Orada köhne bir dükkan vardı. Dükkânın tabelasında: “Nadide eşyalar ve sanat eserleri satılır” yazmaktaydı. İçeriye girdi. Dükkânın sahibi uzun boylu, ince yapılı, zarif, yaşlı bir kadındı. Yaşını gösteren tek şey, makul ve dikkatli bakan masmavi gözleriydi. “İyi günler hanımefendi. Dükkânınızda hesaplı şeyler var mıdır acaba?” “Elbette, her kesimden insan dükkanımdan alışveriş yapabilir.” İnci dükkâna şöyle bir göz gezdirdi. Ortalık tertemizdi. Raflarda doldurulmuş hayvanlar, üzerlerine çeşitli figürler işlenmiş deri ciltli defterler, …
12.05.2025
Onunla bir anlaşma yapmıştım. Sonuçlarını çoktan tahmin etsem de içimdeki kaşındıran umut beni bu şekilde davranmaya itmişti. Kutsal kitaplardaki Tanrı şeytanla anlaşırken böyle mi düşünmüştü? O da benim gibi içten içe umutsuz muydu? Ve anlaşmayı yaptığım varlık, şeytan gibi kendisinden emin miydi? Eh, aksi için hiçbir sebep yokken onu suçlayamazdım. Dünyaya geldiğinde onu benden başka kimse görmemişti. Gerçi kolaycacık gözle görülebilir bir formda da sayılmazdı. Ben bile yemek üzere olduğum bitkinin üzerinde olduğundan onu tesadüfen fark edebilmiştim. İnsanlardan çok daha akıllı olduğum, zevklerimin onlardan katbekat gelişmiş olduğu bir gerçek olsa da türdeşlerimin beslenme alışkanlıklarına uymaktan başka bir şey yapmayı artık …
06.05.2025
Kendisinin ne kadar muhteşem olduğunu duymak isterdi. Bunu her hâlinden anlayabilirdiniz. Öyle iyi bir gözlemci olmanıza gerek yoktu yani. Bu da onu itici bir insan yapıyordu. Oysa iyi bir insandı. Gerçekten öyleydi. Sadece… Sinir bozucuydu işte. Yanındaki masada, onunla aynı işi yapan, sözde iş arkadaşının kendisini sevmediğini biliyor, her sabah onu sevmeyen birisiyle çalışma fikrinden nefret ediyordu. Kalkar kalkmaz içindeki umutsuzluk da uyanıyordu. Sonra, birlikte mutfağa gidiyorlar, göz göze gelmeden kahvaltı hazırlayıp dünden hazırladığı yemeği öğle için paketliyorlardı. Yani o bunları yaparken umutsuzluğu da arkasında, tam dibinde duruyor, geriye doğru attığı her adımda ona çarpmamak için gövdesini kısmasına sebep oluyordu. …
28.03.2025
Keşke… Keşke birazcık mutlu olabilseydi! Gözlerinin tta içine baktım. Uzun yüzü mutsuzluktan sünmüştü. Adeta kendi kendisini eritiyordu. Sivri çenesinde toplanmıştı sanki tüm derisi. Ve yüzü hâlâ erimiş, buruşmuş görünüyordu. Sivri çenesinin altında bir gıdısı yoktu ama çenesi katman katman büzüşmüş ve nasıl oluyorsa yine de gergindi. Çene kemiğiyle, demir bir kazığı sert bir toprağa saplayabilirdi. Daha gencecikti oysa. Boynundaki damarlar kalıcı olarak boğum boğumdu. Uyurken bile öyleydi bana sorarsanız. Mutsuzluk, gerginlik ve sinir bozukluğu bu adamın iliklerine işlemişti. Kanını içen bir vampir olsa ekşimiş bir yoğurdu içmiş gibi geri tükürürdü herhâlde. Çok fazla kuralı vardı, çok fazla… Çok fazla yargısı …