17.04.2024

“İyi akşamlar…” “İyi akşamlar hocam.” “Nasıl gidiyor?” “Fena değil hocam. Aslında hiç fena değil… Yine de fazla umutlanmamak lazım tabii.” “Bir şey mi keşfettin?” “Hani içlerinde metal bir sandığa benzeyen bir şey vardı ya…” “Evet…” “Onu açabildim.” “Nasıl? Bir zarar gelmedi değil mi?” “Olur mu hocam. Çok dikkat ettim açarken.” “Dikkat edeceğini biliyorum… Peki nasıl yaptın?” “Bir delik vardı ya… İşte onun içine mum akıtıp kalıbını çıkarttım ve yumuşak bir metalle o kalıba göre…” “Bazen ne kadar da aptal olabiliyoruz değil mi? Basit şeyler dururken… İşte ben senin basit olanı küçümsemeyişini seviyorum… “…” “İçinden ne çıktı peki sandığın?” “Bir yumurta… …

Okumaya Devam Et

27.02.2019

“Oku…” demişti hocam. Okumuştum ben de… Sonra, yani okurken; okumakta olduğum ve okuyacağım şeyleri yorumlarken kullanmam gereken; ya da kullanırsam yararlanacağımı düşündüğü bakış açılarından söz etmiş, bazı talimatlar vermişti. Düşünmemi sağlamaya çalışmıştı son gücüyle. Kimi zaman birlikte düşünmüştük. Bazense, yollarımız ayrılmıştı düşüncenin dehlizlerinde. Bir mumla, beni kendi yoluma uğurlamıştı keşfetmem için. Kendi mumunu alıp kendisi de başka yerlere gitmişti. Ardından yollarımızı anlatmıştık birbirimize. Sonra ölmüştü hocam… Ölmeden önce son emri, “Yaz…” olmuştu.

Okumaya Devam Et