“Bildiğiniz gibi, maddenin üç hali vardır, peki bunlar nelerdir?” … “yok mu cevaplayan?” … “Yok mu ya? Bu kadar basit şeyi bilmiyor musunuz? Puuu! Yazıklar olsun size!” Biliyorduk… Elbette biliyorduk. Dahası, o da bildiğimizi biliyordu. Bir şekilde tepkimizi göstermenin yoluydu sorularına cevap vermemek. Arkadaşımızın hakkını aramanın yolu… “Bu soruyu bilene benden koskoca bir yüz. Bir sonraki sınavına girmesine gerek kalmayacak.” İşte, şimdi sınanacaktı kendimize olan saygımız. Arkadaşımıza verdiğimiz değer değil… … “Eğer bu soruya cevap verirseniz, karne notunuz tam yazılacak. Diğer notlarınız ne kadar düşük olursa olsun… İşte defter… Herkesin gözü önünde yazacağım hem de!” Zavallı adam… Bir ayak tapırtısı… …
Etiket: hoca
30.04.2019
Birisini fazla büyütmeyi sevmesem de; çoğunlukla böyle yapardım. Büyütürdüm insanları olduklarından fazla. Neden böyleydim? Özellikle bir adamı, hocamı… Birlikte birçok şey yapardık. Hoşumuza giderdi bu. Dersinden çıktıktan sonra derslerden nasıl oluyorsa söz etmezdik, hiç etmemiştik. Bambaşka insanlar olurduk birlikteyken. Üniversiteden bile söz etmezdik. Bazen ortak tanıdıkları vereceğimiz bir örneğe dahil edecekken belki… O bir adamdı ben de bir kadındım; ama birbirimize aşık falan değildik. Sadece ben ona hayrandım. Öyle sanıyorum ki, o da benim düşünme tarzımı seviyordu. Birlikte bir klişenin takipçisi olmaktan, yani öğretmen öğrenci aşıklar olmaktan açıkçası iğreniyordum. Onunla böyle bir şeyi ağzımıza bile almamıştık; ama bence o da …
27.02.2019
“Oku…” demişti hocam. Okumuştum ben de… Sonra, yani okurken; okumakta olduğum ve okuyacağım şeyleri yorumlarken kullanmam gereken; ya da kullanırsam yararlanacağımı düşündüğü bakış açılarından söz etmiş, bazı talimatlar vermişti. Düşünmemi sağlamaya çalışmıştı son gücüyle. Kimi zaman birlikte düşünmüştük. Bazense, yollarımız ayrılmıştı düşüncenin dehlizlerinde. Bir mumla, beni kendi yoluma uğurlamıştı keşfetmem için. Kendi mumunu alıp kendisi de başka yerlere gitmişti. Ardından yollarımızı anlatmıştık birbirimize. Sonra ölmüştü hocam… Ölmeden önce son emri, “Yaz…” olmuştu.
31.01.2019
Kapıları sever misiniz? Eğer severseniz açık mı seversiniz; yoksa kapalı mı? Peki kapı zillerini? Kuş seslileri mi, cazırtılı olanları mı; ki artık yok onlardan ya da çok az var, yoksa şu melodili olanları mı? Ha, “ding-dong” sesini havaya salan o harikulade zilleri seçeneklere koymayı unuttum. Söylememe bile gerek yok tabii, ben onları seviyorum. “ding” ya da “dong” kardeşim. “Var” ya da “Yok” “Açacak” ya da “Açmayacak” Bu zil bana diyor ki: “Hocam ben bir kapı ziliyim. Kapıya geldiğinde varlığından haberdar ederim. Bu kadar benim işim. Basit… Biliyorum, zaten hayatın karmaşalarla dolu, niye sana daha fazla karmaşa yaratayım ki? Neden kafanı …
28.10.2018
Edebiyat öğretmenimiz rahat adamdı. Bizi eski sözcüklerle çok fazla zorlamaz; “Ne demiş bilmem hangi şair,” gibilerinden, uzun uzun beyit ya da dörtlükleri sıralayıp kafamızı şişirmezdi. O “Edebiyat” sözcüğünün kökünün dahi edebiyatı daralttığını söylerdi. Onun yerine ‘yazın’ demek istemese de; öyle demek zorunda kaldığını söylerdi. ‘yazın’ dediğinde öz Türkçeciymiş gibi yaptığını düşünürdü; ama ‘edebiyat’ sözcüğünden hiç hazzetmediği için bunu göze almıştı. Öz Türkçecilerin de abarttığını savunurdu. Her şeyi ölçüsünde severdi o. Eskiyi abartmamamızı, eskinin bizim mirasımız olduğunu sanıp; bilinmezliğin, kalıpların ve yabancılaşmanın içinde yuvarlanmamamızı öğütlerdi. Bunun aksini de yapmamamızı söyler, eskinin güzelliğini tamamen atmanın cinayet olduğunu düşünürdü. Eski sözcükler hakkında bizimle …
29.09.2018
Kekeme oluşumun sebebini hiçbir zaman hatırlayamayacağımı düşünüyordum. Bir travma sonucu başlamıştı çünkü bu durum. Şarkı söylediğimde de geçmiyordu. Bu şekilde yaşayacak ya da kontrollü bir şekilde bu travmamı anımsayıp onunla baş etmeye çalışacaktım. Terapistlere, hipnoz seanslarına girdim ama bir türlü hatırlayamamıştım. “Dinsiz Hoca” dedikleri, hiçbir müzik eğitimi olmasa da; sesiyle tedavi eden bir kadından söz edildiğini duymuştum. Söylenene göre kadın hiçbir şekilde müzik eğitimi almamıştı. İlkokuldaki solfej derslerinden bile bihaberdi. Okumamıştı çünkü. Okuma-yazması bile yoktu. Dinsiz Hoca sanını da; kendisi yaymış, hiçbir dinden olmadığını söylemişti herkese. Müslüman bir ülkede bunu söylemek büyük cesaretti bence. Kendisine neden ‘hoca’ dedirttiğini anlayamasam da …
05.11.2017
Atının sırtındaydı… En mutlu olduğu yerde. Kendisini tam hissettiği tek yerde… Atıyla arasında bir eyere dahi gerek duymuyordu. Bilakis, eyerin varlığı ikisini de rahatsız ediyordu. Keza dizginleri yoktu atının. Aralarındaki aidiyet ilişkisi sıra dışıydı. Birbirlerine aittiler. At onun atı olduğu gibi, insan da atın insanıydı. Kimseyle iletişim kurmasını sevmeyen birisi değildi. İnsanlarla yeterince iletişim kurmuyordu sadece. Etrafındakileri severdi. Onlar tarafından da sevilirdi ama hepsi o kadardı işte. civar köyler ve kasaba arasında atlı kütüphane olarak çalışırdı. Aslında öğretmendi ama mesleğini yapmayı tercih etmemişti. Bir okulda saatlerce durmak ona göre değildi. Mesleğini yapmasa da herkes ona “Hoca” diye hitap ederdi. İnsanlar …