08.06.2020

Kalabalık bir caddedeki göze çarpmayan bir mekânda, kaçak çaylarını yudumluyorlardı. İkisine de yabancı gelmiyordu çayın tadı. Oysa bir bakışta bile kalbur üstü denebilecek insanlardı. Hasır ve ahşaptan yapılmış taburelerin üstünde tuhaf görünüyorlardı. Tahtta oturmaya alışmış sırtlar bir tabure üstünde afallamaz mıydı? Taburelerin yabancılığını çayın aşinalığı telafi ediyordu.
“Ne diyorsun kardeşim? Sonuçta çatışan çıkarlar söz konusu değil bu mevzuda… Yanılıyor muyum?”
“Şimdilik bir şey yok; ama tabii henüz tüm incelemeler yapılmadı. Biliyorsun, biraz zaman alıyor böyle şeyler. Az sabır…”
“…
İçer miyiz?”
“Yok, sağ ol… Ben şu dilekçeni götüreyim de… Bir ayrıntı falan atlamadın değil mi? İstihbarat nasıl olsa kontrol edecek de; onlar bulmamış olsun, aman diyeyim kardeşim! Örgüt böyle şeyleri asla affetmez, bilirsin…”
“Olur mu canım! Ben aptal mıyım? Aşk olsun…”
“İyi iyi… Ben kaçıyorum, görüşürüz…”
Ricacı olan, diğerini uğurladıktan sonra yerine yerleşti. Artık çok daha rahatlamıştı. Kasıntı duruşu anında kayboluverdi ve oradakilere kendisi dahi fark etmeden kaynayıp gitti.
Oraya sadece onun iz bırakılmadan yok edilmesi için girmişti. O büyük örgütü kendi amacına uygun kullanabileceğini düşünmüş, bunun hayalini kurmuştu. Diğer türlü yaptığı her şey riskli olacaktı ve o bunu yapamayacak kadar korkaktı.
Şimdi de son bir adım kalmıştı hedefine. O yok olacaktı. Hem de yapabileceği en sağlam şekilde. Kimse kendisinden şüphe edemeyecekti ve o müsterih uyuyacaktı yatağında bundan böyle.
Örgüte ruhunuzu ve bedeninizi seferber edip üst düzeye gelmeyi becerebilirseniz bazı ayrıcalıklara sahip olurdunuz onun gibi. Bir defalığına, örgütün çıkarlarına ters düşmeyecek bir insanı öldürebilme ve asla yakalanmama ayrıcalığı da bunlardan biriydi.
Gerçi o birçok insanın yaptığı gibi kendisi yerine başka birisine yükleyecekti bu görevi. Böyle bir hak da verilmekteydi.
O kim miydi? Hani yana yakıla ölmesini istediği…
Kendi babası…
Baba demişken; şu adamı bir aramak lazımdı. Son defa sesini duymak…
Telefonunu cebinden çıkardı. ‘Ceset’ diye kaydetmişti rehberine, belki de; tek şüphe çekecek şey buydu… Sinyal sesini duydu, çalıyordu.
Cevap yoktu, rahatladı.
Öldürteceği insanın neden ölmesini istediğine dair herhangi bir sebep sorulmuyordu; sadece dilekçede kim olduğundan falan bahsedilmesi gerekiyordu. Bu insan araştırılıyor; örgütle bir bağlantısı ya da çıkar ilişkisi olmadığı taktirde onaylanıveriyordu. Yazılı olarak geliyordu onay. Gelen yazı ardından düğmeye basılıyor, emrine iyi bir ekip veriliyordu.
Çay içtikleri, hani şu dilekçesini ileten arkadaşından bir mesaj gelmişti telefon hâlâ elindeyken.
‘Hedef zaten ortadan kalkmış. Doğal yollarla…’
Demek onun için telefonuna cevap vermemişti. Güldü. İçinde tuhaf bir boşluk oluşmuştu. Babası öldüğü için değil, kendisi öldüremediği için. Bu defa da yenmişti onu. Hem de haberi bile olmadan. İçindeki heyecan sönmüştü. Hesabı ödedi ve son bir heyecan uğruna, çıkabileceği yüksek bir yer aramaya koyuldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir