Toprağı kazmaya başladı. Neden kazdığını, neyi amaçladığını, ne aradığını bilmiyordu. Yavaşça, emin kazma darbeleriyle, sabırla kazdı. Yıllarca tek işi bu oldu. Yüzlerce kürek ve kazma eskitti. Yoluna çıkan kayaları kırmak için balyozlar paraladı. Çukur üzerine yıkılmasın diye iskeleler çaktı, merdivenler yaptı… Ta ki, o kadar derine nasıl girdiği anlaşılamayan ve nasıl olmuşsa paslanmamış demir bir sandığa rastlayana kadar… Sandığı çok kolay açmıştı. İyi bir değişiklikti bu onun için. Sandığın içinde yepyeni, sapasağlam bir kazma, kürek ve balyoz buldu ve kazmaya devam etti.
Kategori: Mikro Öykü
20.02.2018
Bir tırtıl, kozasını örmekten vazgeçti; çünkü nasılsa ölecekti. Bunu gören çocuk, tüm tırtılların böyle yapmaları halinde tanrının ne yapacağını merak etti ama tüm diğerleri kozalarını ördü, kelebek olup öldü.
10.02.2018
Pürüzsüz taşları toplamayı çok severdi. Renkleri ne olursa olsun… Onun için önemli olan şey ele ne kadar pürüzsüz geldiğiydi. Yürürken; eğer zeminde taşlar varsa yere bakarak yürürdü. Pürüzsüz taşları bulundurduğu, dört raflı bir elbise dolabı büyüklüğünde bir sandık yapmıştı. Topladığı taşlar sandığı doldurup bir taşa bile yer kalmadığı gün, onları çimentoyla yapıştırarak kendi heykelini yaptı. Bunu yaptığında tam elli sekiz yaşındaydı. Yaptığı heykelse yirmilerinde görünüyordu; çünkü malzeme, yani taşlar pürüzsüzdü.