Sarkıt ve dikitlerin birleşmesiyle sütun olurdu mağaralarda. Hüzün ve sevginin birleşmesiyle de keder olurdu ve keder, bir sütun kadar sabit kalmaz, mağarayı sağlamlaştırmanın aksine yıkardı; çünkü kökleri bir bitkininki gibi asitliydi. Ve keder sabırla, damla damla oluşturulmazdı çoğu zaman.
Kategori: Mikro Öykü
05.07.2018
İstikrarla istikrar aradığını fark edince, aslında istikrarlı bir şey yaptığını, istikrarı bulduğunu fark edip istikrar aramaktan vazgeçti. İşte o an, istikrarla yaptığı hiçbir şey kalmadı.
04.07.2018
alkış sesleri eşliğinde yürürken; gözleri onu alkışlamayan bir tek kişinin üzerindeydi. Aynaya doğru yürümekteydi.
03.07.2018
Lambalar yanıyordu. Güneş parlamıyordu ama vakit gece değildi. İnsanlar uyumuyor, oradan oraya koşuşturuyorlardı.
23.06.2018
Kuşlar ve sincaplar adına! bu ormanda çok mutluyum! Bundan beş yıl önce, kalabalık bir şehirde çalışıyordum. Hem de bir çöpçü olarak… En sevdiğim çöpler hayvan dışkılarıydı. Köy özlemimi gideriyordu kokuları. En sevmediklerim de pet şişeler… Çıkardığı sesten nefret ediyordum. Kağıtlar ve yemek artıkları da hoşuma gidiyordu. İşimden memnun olmasam da idare ediyordum işte. Ta ki, hayvan imha bölümüne ‘terfi’ olana kadar… İşte o zaman derhal, bir tek hayvan öldürmeden istifa ettim ve yerimi hayvanları işkence ederek öldüren bir sapığa devrettim. Ama ben mutluydum. Köyüme gidip yerleşmiştim. Şu an da alnım ak bir şekilde burada yaşamaktayım.
19.06.2018
Eline iğneyi aldı ve pürüzsüz bir kumaşı rastgele delmeye başladı. Her delişinde kumaştan iplikler çözülmekteydi. sonunda kumaş sadece iplikler yığını haline geldi. O elinin altındaki dokuma tezgahında pürüzsüz bir kumaş dokuyana dek…
09.06.2018
Savunmasız bir kuşu avlayan bir kediye neden içerler insanlar? O savunmasız kuş da savunmasız bir böceği avlamıştır. Zaten savunmasız kediyi de biz insanlar evcilleştirmişizdir. Savunmasız insanları da daha büyük insanlar avlamıştır. Baktığın yere göre bu hayatta aslında her şey, savunmasızdır. O öyle değildi. Kendisinin asla savunmasız olmadığına inanırdı ve ona gerçekten hiçbir şey olmamıştı. Bir kavgadan burnu bile kanamadan çıkardı mesela. Ya da doğal afetten… Hiç kimse ona inanmıyordu benim dışımda. En iyi arkadaşımdı. Her an yanımdaydı. Benimle tartışmasını, ufkumu açmasını becerebilen tek kişi oydu. Bir gün, bir odadaki bir koltukta, kağıt mendiller ve yazılı kağıtlar eşliğinde; içimde, öldü.
08.06.2018
İnsanların işaret parmak kemiklerinin ilk boğumlarını kullanarak mozaikler yapıyordu. Bunun için ya mezarları soyuyordu ya da tıbbi atıkları. Yapmak istediği, dokunmaya yarayan bir organı, dokunulabilir kılmaktı. Üstelik kemik rengi mozaik için harikaydı. Neler yapmamıştı ki… Aslında ancak dokunularak ayırdına varabileceğiniz şeyler yapıyordu. Görsel yanılmalarla dolu bir mozaiği, sadece dokunarak anlamanız için elinden geleni yaptığı ve bu konuda epey başarılı olduğu rahatlıkla söylenebilirdi. Sonra sadece göz kapaklarını kullanarak görsel şeyler yapmaya başladı. Ardından dili kullanarak her tattan yiyecekler… Kulağı kullanarak sadece işittiğinizde tam olarak anlayabileceğiniz tablosesler… Tabloses, onun icat ettiği bir şeydi. Retina hareketini izleyip oranın sesini kulağına veren tablo şeklinde …
28.05.2018
Karıncaları her görüşünde onlara imrenirdi. Neden imrenmesindi ki? Onlar kadar birlikte hareket etmeyi sanat haline getirmiş yaratıklar var mıydı? Hiç yalnızlık krizi çekmeyecek yegane canlılardı. Aralarındaki her canlının birer görevi bulunduğundan, hayatlarında hiç anlam arayışına gerek olmayacak, bir kere bile kararsızlığa düşmeyecekti. İletişimlerini engellemediğin, onları birbirlerinden ayırmadığın sürece. Aralarından bir tanesini eline alıp kavanoza koydu. Artık içlerinden birisi, tıpkı onun gibi, yalnızlık çekip anlam arayışlarına girecekti. Tıpkı birilerinin ya da bizzat kendisinin ona yaptığını yapmış, bir karıncayı diğerlerinden ayrı tutmuştu. Oysa ne kadar kolaydı kavanozu açıp karıncayı serbest bırakmak!
22.05.2018
Erkenden kalkmak için erkenden uyumak gerekirdi. Ya da hiç uyumamak… O genellikle hiç uyumamayı seçerdi. Daha doğrusu hiç uyumamak zorunda kalıp bunu seçtiğini söylerdi kendi kendisine. Hiç uyuyamayan bir insanın varlığı konusunda şüpheye düşerseniz onu izlemeniz yeterliydi. Hayatında hiç uyumamıştı ve uykusuzluk hastalığı çekenler gibi bu durumdan mustarip olduğunu hissetmemişti. Uyku onun için hiç olmamıştı. Tıpkı doğuştan hiç görmeyen birisi için hiç ışık ve karanlık kavramının olmadığı gibi. Hafızasında ya da öğrenebilme yeteneğinde de bir sorun yoktu. Halüsinasyon falan da görmüyordu hiç. Sadece uyumuyordu. Uyku hapı verildiğinde bile sadece yavaşlıyordu. Doz aşımı durumu söz konusu olmuyordu hem de. Yüz on …