13.02.2024

“Asıl dünyayı kirleten ne biliyor musun?” Bunu soran… Bunu soran… son birkaç yıldır bir an dahi ayık göremediğim kardeşimdi. Ondan utanıyordum ve bunu belki de ancak şimdi itiraf edebiliyorum. Şimdi, yani o öldükten birkaç gün sonra. Bu soruyu sorduktan sonra karşılık vermemi beklemeden söyleyeceğini söylemişti rahmetli kardeşim. Varlığımın farkında olup olmadığına emin olamayacağım kadar kendisinde değildi. Belki de kendisindeydi, emin olamıyordum ki… “Kendilerini sevmeyen insanlar. Hayır hayır… Kendilerini sevmeyen bilinçli canlılar desem daha doğru olur. Ve ben de onlardan biriyim.” Susmuş, sonra da; “Ölmem gerek!” demişti inleyerek. Birkaç gün sonra da sessiz sedasız ölüvermişti. Ya ben?

Okumaya Devam Et

26.01.2024

Henüz paslanmamış, teneke bir sandığın içinde duruyordu deniz kabukları. Bir sürü, bir sürüydü. İçlerinde güzel de vardı gösterişsiz de. Onları bir araya getiren özel bir arayışta değildi anlaşılan. Ama içlerinde bir tane vardı ki, o kendisinin farkındaydı. Yanlış anlamayın, o da bilmiyordu güzel ya da gösterişsiz olduğunu, ayırt edemiyordu o da bizler gibi. Yine de vücudunun sınırlarının farkındaydı, yanındakileri de fark edebiliyor, onları, içindeki boşluk sayesinde işitebiliyordu. Onları toplayıp oraya koyan onun kim olduğunu bilmiyordu. Oysa keşke bilseydi. Belki o sandığa sürüyle deniz kabuğu koymasının sebebini de öğrenirdi.

Okumaya Devam Et

01.11.2023

Kollarını kaldırdı ve ellerindeki pençeleri gösterdi. Sedef beyazlığındaki tırnakları uzun ve narin parmaklarında tuhaf duruyordu. “Gördün mü?” Fısıltısının normalliği korkutuyordu insanı. Öyle pençeleri olan bir şeyin insani bir şey yapmasi doğal olamazdı. Yirmi yıllık dostumdu üstelik. O eller bana kaç defa ihtiyacım olduğunda teselli olmuş, defalarca omur kemiklerimi kırarcasına sırtıma vurmuştu. O ellerle ne güzel yemekler yapardı. Az mı el kızartmaca oynamıştık çocukken… Rüya görmediğimi çoktan test etmiştim. Bu nasıl olabilmişti peki? Kaç yıllık dostuma bunu bile soramıyordum. Ondan ölümüne korkuyor, bir santim bile kıpırdayamıyordum. Şaka falan yapmadığını da biliyordum. Sanki hep bilmiştim pençelerini. “Sen de göstersene?” dediğinde de ağzımı …

Okumaya Devam Et

30.10.2023

Elindeki çapayı kaldırıp tüm vücuduyla toprağa indirdi. Çapanın sapı uzundu. Metale çarpan küçük taşların ve yarılan toprağın sesini işitti. Bir daha… Bir daha… Gövdesinin devinimiyle kendi kendisini hipnotize edene kadar çapaladı. Vücudundan damlayan tuzlu terinin farkında değildi. Derken topraktan bir kök fırladı. Tam önünde üzerindeki ince gövdeyi uzatmaya başlayınca ister istemez dikkatini çekmişti. Gövde uzadı, kalınlaştı… Bunu yaparken kökün toprağa ihtiyacı yok gibiydi. Peki ne yapacaktı? Öylece yürüyecek değildi ya… Öyle yaptı, köklerini hareketlendirerek; yani yürüyerek oradan uzaklaştı. Bir yandan da büyüyerek… Toprağa eskisi kadar ihtiyacı olmayan, ne idüğü belirsiz bir bitki… Gözlerini ovuşturup çapalamaya devam etti.

Okumaya Devam Et

28.10.2023

Bir böcek koleksiyoncusu kadar duygusuz olabilir miydim? Hesaplı ve ince hareket edebilir miydim? Siyanürle bir böceği öldürüp kendime zarar vermeden ve böceği tüm ayrıntılarıyla kurutarak… Bu denli soğuk olabilir miydim? Öyle olmam icap ediyorsa olurdu tabii. Neden olmasın? Ama böcek öldürmeyecektim, onun yerine… Sosyal çevrelerinde epey tanınan insanları tuzaklarla avlayacak, onları çevrelerinden izole edecek ve tüm özellikleriyle kurutacaktım. Onları unutturacaktım. Sonra tüm özelliklerini analiz edip… Gerisi benim dışımda gelişecekti. Bana düşen dışında bir şey bilmeme gerek yoktu neticede değil mi?

Okumaya Devam Et

26.10.2023

İncilerle bezenmiş gümüş bir kupanın içindeki basit görünen ve kokan, yüksek dağlardan gelmiş tertemiz ve tatlı su gibiydi. Onu herkes severdi bir zamanlar. Oysa şimdi… Elini boynundaki gümüş muskaya götürdü. Ne yapacaktı şimdi? “Keşke kötü birisi olsaydım,” diye geçirdi içinden. “Keşke onların yapmış olduğumu söylediği bir tek şeyi olsun yapmış olsaydım gerçekten.” Kime neyi kanıtlayacaktı? İstemiyordu ama. Kimseyle mücadele etmek, kendisini insanlara kanıtlamak istemiyordu. Gidecekti… Sadece oralardan uzaklaşmak istiyordu. Ama bu uzaklaşmanın sadece bir ara olduğunu da biliyordu. Eninde sonunda geri dönmek zorunda kalacağını… Hayat böyleydi çünkü. Aşamadığın bir şeyi daima karşına çıkartırdı. Gözyaşlarındaki tuzu diliyle kontrol ettikten sonra yoluna …

Okumaya Devam Et

22.10.2023

Atımın üzerindeyim. Sert yelesine yapışmamak için kendimi zor tutsam da dimdik duruyorum. Önümdekiler tırıs gittiğinden o da öyle yapıyor. Oysa bu yaramı azdırıyor. Kim bilir kaç milim açılıyor her sarsıntıda… At ne yapsın, ona kızmıyorum. Oysa bacaklarımın altındaki gövdesinden hissettiği suçluluğu anlıyorum. Ona sempati gösterecek durumda olabilseydim keşke. Belki de öyleyimdir, bunu düşündüğüme göre… Halbuki suçluluk hissetmemesi gereken biri varsa o da kendisi, bunu bildiğine emin olmak için elimi uzatıp boynuna dokunacak ya da onu yatıştırmak için sesime kullanmak için hâlim olabilse keşke. Galiba ölüyorum. Ölmeden önce atımın konforunu düşünmekten daha iyi bir şey bulamıyorum. Bu önemli…

Okumaya Devam Et